Mülk Allah’ındır! Çare Öze Dönüşte

İnsan dünyadaki küçücük bir varlıkken zamanla dünyayı kendine mülk etmiştir. Aklıyla, hafızasıyla, konformizmi ve malik olma hırsıyla dünyayı ele geçirmiştir, zaptetmiştir. Bu durum dünyanın da kendisinin de sonudur. ‘Mülk Allah’ındır, gelip geçici bu yerin sahibi Allah’tır.’ diyen sese kulak verilse her şey hallolacak. Fakat yeryüzünde Müslümanlar da dâhil maalesef tüm insanlık ‘mülkün Allah’a ait olduğunu, bu dünyanın insanın malı olmadığını’ unutmuş hâlde.
Ülkeler sistemi, sınırlar, türlü türlü ordular, silâhlar ‘Mülk Allah’ındır’ sözüne aykırı mefhumlar. Ben Anadolu çocuğu olarak Nijer’in de Danimarka’nın da sahibiyim. Nijer veya Danimarkalı da Anadolu’nun benim kadar sahibi. ‘Mülkün, bu ve öte dünyanın sahibi’ insan olmadığı için böyle yaşanmalı yeryüzü. Ancak yaşanamıyor. İnsanın malik olma hırsı onu bölüyor, parçalıyor ve kuduz köpek gibi oradan oraya saldırtıyor.
Bizim açımızdan cihat ‘Mülkün insana değil Allah’a ait olduğunun anlatılmasıdır ve bu prensibin geçerli olduğu bir düzen için mücadele’ etmektir. Müslüman kişi, hırsları, zaafları ve mülk üzerindeki iktidarı sebebiyle insanı insana düşman eden düzeni yıkmak için uğraşır. Ancak mülkün Allah’a (insanlara değil) ait olduğu bir düzende Dünya vatandaşlığı söz konusu olur, her yer herkesin olur ve her insan diğerine zarar vermediği müddetçe dilediği özgürlüğü yaşayabilir.
İslam’ın amacı, başka ifadeyle Müslümanı cihat etmekle görevlendirmesinin nedeni, dil, din, ırk, cins, yaş ayrımı olmaksızın tüm insanları hakiki adalet ve özgürlüğe kavuşturmaktır; ayrıca açların, biilaçların olmadığı, kimsenin dünya mülküne sahip olmakla bir başkasını sömürmediği, yani köleleştirmediği bir dünya ‘Mülkün Allah’a ait olduğu bir dünya’ anlamına gelir. Dolayısıyla cihat edilecek kurum, mefhum, ülkü, ülke, devlet, ordu, güç -ne derseniz deyin- ‘insanın kendini Allah yerine koyarak dünyayı mülk edinmesidir.’
Elbette Ortadoğu’yu kana bulayan vampir Batı kapitalizmiyle kanımızın son damlasına kadar savaşacağız. Fakat asıl cihat bu değil, tarifini yaptığım o büyük savaştır. Mazlum ülkelerin halklarının bu vampirlerden kurtarılması o büyük cihada hazırlık mahiyeti taşır sadece.
Peki iyi güzel de bugünün Müslümanlarının ya da daha açık ifadeyle, cihat ettiğini iddia edenlerin içinde cihadı izah ettiğim gibi anlayan ve anlatanların oranı nedir? Maalesef Müslümanların çok çok büyük çoğunluğu böyle anlamamakta. İslam’la alakasız, yoz, karanlık, köleci, müstebit, kör, estetiğe ve zarafete uzak, peygamberî yoldan çıkalı yüz yıllar olmuş uygulamaların yarattığı zihnin ürünü olan bir cihat anlayışının vampir Batı kapitalizminin vahşetinden ne farkı olabilir ki. Hatta Batı iktidarı bu cihat anlayışını ustaca kullanmıştır ve kullanmaya da devam ediyor; bu İslam’sız cihat anlayışı yüzünden kendi halkını Müslümanlara düşman hâle getirmedi mi?
La İlahe İllallah! Allah’tan Başka İlah Yoktur!
Doğup yaşayıp ayrıldığımız şu yeryüzünü kendimize mülk etmeye çalıştığımız içindir ki mülkümüz sandığımız bu yerde tanrılar türettik ya da türetildi ve önümüze kondu. Peki nasıl oluyor da günde beş kez ezanla dinlediğimiz bu cümle, ‘Allah’tan başka ilah yoktur, ondan başka yaratan yoktur, ondan başka sahip yoktur.’ ifadesi aklımızı başımıza getirmiyor. Nasıl oluyor da görmüyoruz dünya nimetlerinden madden ve manen zehirler icat ettiğimizi, onları putlaştırıp etrafında ayinler düzenlediğimizi. İşte kıyamet bu körlüğün son noktasıdır.
Gitgide artan bu körlüğe karşı hep birlikte haykıralım: ‘La galibe İllallah.’ Allah’tan başka galip yoktur!
Fabrikalarınız, nükleer silâhlarınız, teknolojik sıçrayışlarınız, bankalarınız, borsalarınız, markalarınız, modern kentleriniz, yatlarınız, katlarınız, altınlarınız, elmaslarınız, hijyen takıntınız (ve diğerleri) sizin tanrılarınız olabilir. Fakat sizin tanrılarınız galip gelemez. Sizin tanrı sandığınız, içinize gizlenmiş şeytandır, yani hırslarınızdan, malik olma sanrınızdan, böylece çeşitlenen ahlaksızlıklardan bahsediyorum.
Evet, şeytan, Batılıların çizdiği kuyruklu, çirkin ve korkunç suratlı, elinde uzun bir tırpanla dolaşan yılışık bir varlık değildir. O, sizin içinizdedir. Ne zaman ki hırslarınız, mallarınız ve yarattıklarınızın sahte büyüsünden kurtulur ya da vazgeçersiniz, o gün şeytan yenilir ve insanlık kurtuluşa erer. Kısaca ‘lehul mülk=mülk Allah’ındır’ prensibini ihlal eden insanlık huzur bulamaz ve bulamıyor. Çare, Ali Şeriati’nin dediği gibi, öze dönüşte. Âşık Veysel’in anlattığı üzere, insanın yolcu olduğunun anlaşılmasında.

Hiç yorum yok: