Artık Gerçek

Artı Gerçek isminde bir site var. Muhtemelen batıda dillendirilen “post-truth” kavramına atıfta bulunuyor. Bu kavram, doğruların, hakikatin, olguların önemini yitirdiği dönemi karşılamak için üretilmiş. Artı Gerçek, tam da bu dönemin mahsulü.
Sitede Belgin Cengiz imzalı bir yazı yayınlanıyor. Yazar “Müslüman Kardeşler’in Hitler Yüzü” isimli yazısında Kudüs Müftüsü Hacı Emin Hüseyni’yi “Müslüman Kardeşler’in kurucularından ve önemli karakterlerinden biri” olarak takdim ediyor. İşte artı gerçek bu. Yalanı “fazla gerçek” diyerek yutturmaya çalışıyorlar. Çünkü Hüseyni’nin İhvan’la bir ilgisi bulunmuyor. Yazarın batının liberal mahfillerinde eksik bir eğitimden geçirildiği açık.
Esasında laisizmin, batı uşaklığının ve Ortadoğu’nun bağrına saplanmış Siyonizm hançerinin artığı olmanın ifadeleri bunlar. Yazar, Hüseyni’nin Yahudi göçüne (aliya) karşı politik manevralarına karşı esasında. Bu ilişkiler, kimsenin ne olduğunu henüz net görmediği bir dönemde kuruluyor. Sovyetler’in de diğer emperyalist güçlerin nüfuzunu kırmak için Hitler Almanyası ile anlaşma imzaladığı yıllar bunlar. Ortaya çıkan sonuca bakıp kat’i analizlere ulaşmak doğru değil. Sonuçta Artı Gerçek yazarı, bugünkü patronlarının geçmişte hazırladığı şu afişe de ses etmemesi gerek. Onun gibilerin elinde sivrilmiş okların kimlere saplandığını görmek şart. Komünist bir masaldı Sümerbank” diye methiyeler düzenlerin her sakallıyı dedeleri zannetmekten vazgeçmeleri zorunlu.
Post-truth dünyasında tek gerçek, egemenlerin kendisi. B. Cengiz türünden yazarlar, onların borazanlığını yapıyorlar. Katar krizi üzerinden, AKP’ye karşı hepimizi liberal Amerikan muhalefetine örgütlemeye çalışıyorlar. Oysa biz biliyoruz ki liberalizm, fiili faşizmin bağrında taşıdığı, boş bir umut. O nedenle Gezi sonrası bu liberalizme örgütlenenler, KHK’lara, küçük çaplı grevlere, ev baskınlarına, bodrumlarda katledilen canlara tek bir laf üretmiyorlar. Seyirci olarak izliyorlar ve herkese koltuk ayırdıklarını söylüyorlar. Çünkü bu faşizmin ilanihaye sürmeyeceğini, esasen onun kendi liberal dünyalarının sancılı doğumunun bir parçası olduğunu düşünüyorlar.
Post-truth Amerika’sında askeri stratejistler, Eski Yunan’da Sparta’ya, doğu coğrafyasında Perslilere bakıyorlar. Amerika’nın Sparta ve Pers İmparatorluğu gibi hareket etmesini öneriyorlar. Aşağıdakilere ise Atina ve Elen masalları anlatıyorlar. Tanrıların en büyüğü, Ahura Mazda’nın her şeyi yarattığına, hakikati ifade eden Arta’yı da kozmosa biçim ve düzen vermek için meydana getirdiğine inanıyorlar. Arta’nın karşısında yalan, yani Drauga var. Artı gerçekçilere göre, hepimiz yalanız. Yalana karşı hakikatin, karanlığa karşı ışığın safında olmadığımız için yok edilmeliyiz.
Aynı Pers, bugün ona karşı bir devrimi bağrında taşıyan günümüz İran’ının karşısına çıkartılıyor. “Kaçar Hanedanı’nın bıyıklı eşleri” haberleri bu yüzden yapılıyor. Aynı haberleri yapanlar, aynı güzellikte olan Frida Kahlo’yu azize ilan edebiliyorlar. Kılla tüyle uğraşan liberalizm, saç kılını görme arzusuyla, batı kaynaklı, “İranlı kadınlar yasağa rağmen başlarını açıyor” haberleri yapıyor.
Bu İran düşmanlığı, batıya hayranlığın, sadakatin bildirilmesinin bir ifadesi. Herkesin cenneti orası. Orada fukara halkların çektikleri çilelerle kimse ilgilenmiyor. “Gerçek benim, geri kalan yalan” diyorlar.
İran hiçbir şey değilse, yazının başında paylaştığımız fotoğrafta görüldüğü üzere, eski İsrail konsolosluğunu FKÖ’ye tahsis eden iradedir. İran hiçbir şey değilse, IRA militanı Bobby Sands’in ölümü üzerine, İngiliz Büyükelçiliği’nin önündeki Winston Churchill Caddesi’nin ismini Bobby Sands yapandır. Onların asıl düşman olduğu şey, budur.
* * *
Egemenlerin artık gerçeklerini kendine put eyleyen Belgin Cengiz, bilmediği konularda, internetten tırtıklanmış malumatlarla doldurulmuş yazılar yazmayı seviyor. Bu sefer de ucuz, liberal AKP karşıtlığını süslemek için ta Sümerlere gidiyor. Zorlama bir çabayla, Sümeroloji’nin İslam karşıtı kullanım yöntemlerini devreye sokuyor. Gerçekle bağını kopartıyor ve Rabia işaretinin Rabia Meydanı’ndaki katliamla alakalı olmadığını ortaya koymaya çalışıyor, çünkü hayata o katliamı yapanların, onların hizmetinde olduğu İsrail’in yanından bakıyor. Yazarın yüzlerce insanın katledildiği katliamı küçümseyerek anmasının sebebi bu.
Yazının sonunda Ra ile Rabia arasında bağ kuran yazar, kendisinin aslında nerelere hizmet ettiğini açığa vuruyor. Allah’ın o tüm ra’lara başkaldırının adı olduğuna iman etmediği için, dolaylı olarak “herkes doların üzerindeki gözle bakacaktır, bakmayanlar kör olacaktır” demiş oluyor.
Sümeroloji konusunda üstadı, Kemalist mitolojinin kurucularından olan Muazzez İlmiye Çığ. Bu tür isimlerin özel bir eğitimden geçtiğine kuşku yok. İlmiye Çığ’ın kardeşi Turan İtil için de benzer bir durum söz konusu.
Nöropsikoloji profesörü olan İtil, darbeden hemen sonra ülkeye geliyor. Bizim bu gelişin tercihen veya tesadüfen olduğunu düşünmemizi istediği açık. Mamak Cezaevi’ndeki tutsaklar üzerinde deneyler yapıyor. “Gençlerin neden terörist olduğunu” anlamaya çalışan profesörle ablasının Sümeroloji üzerinden devlete has bir mitoloji üretmesi ve bu mitolojiyi İslam’la mücadele için kullanması arasında tutarlılık söz konusu. Artı Gerçek yazarı işte bu geleneğin parçası, sözcüsü.
Yazarın, bilerek veya bilmeyerek, dile getirdiği bir doğru var ama. Erdoğan’ın elindeki rabia işaretinin ne İslam’la, ne Müslüman Kardeşler’le ne de o katliamla bir alakası var. “Kılıçdaroğlu kıskanmasın” demesi de yerinde, çünkü rabia işareti, o dört parmak, devletin yeni “altı ok”u.
Dolayısıyla yazar, yalana başvurup Hüseyni’yi İhvancı yapacağına, onun Teşkilat-ı Mahsusa geçmişi ile kendi ecdadının, öncülerinin geçmişindeki kesişim noktalarına baksın. Genelkurmay’ın misyonerliğini üstlenmiş, Celâl Şengör gibi isimlerin peygamberi olan Karl Popper’i eleştirsin.
Çünkü Şengör gibi B. Cengiz de dolaylı olarak AKP’yi aklıyor, ardındaki hizalanmayı belirli bir mitolojinin suyuna batırıyor. O mitoloji üzerinden fukara Müslüman’ın dinine saldırmanın manası olmasa gerek.
Faşizm, liberalizmin ekonomik yönünü benimsiyor ama felsefi ilkelerini redde tabi tutuyor, modernitenin entelektüel ve ahlaki mirasını çöpe atıyor. Yalnız bu geçici bir araz. Her liberal, o faşizmin ekonomik yönüne içten içe selam duruyor ve işi gücü, o ilkeleri ve mirası dile pelesenk etmek oluyor. Sonuçta liberallerin AKP eleştirileri, hakikatin önündeki perde; o perdenin yırtılıp atılması gerekiyor.
Bahri Dikmen

1 yorum:

Baron aksak dedi ki...


eğer bu yazıyı görmeseydim, artık gerçek adlı internet sitesinin sıkı bir takipçisi olmaya koyuluyor idim. gerçekten çok teşekkürler, zihninize sağlık.