Hibrit

Bugün, Dersim’le ilgili olarak 1937’de İsmail Bilen’in hazırladığı iddia edilen rapordaki ideolojiden zerre bir kopuş gerçekleşmediğini söylemek gerek. O gün Dersim Harekâtı’na dair sözlerdeki mantık, bugün tüm solun mantığıdır.
O belgeye göre, feodalizm yıkılmakta, ağaların kölesi olan insanlar, “Batı Anadolu’nun modernleşmiş vilayetlerine” sürülmektedir. Bu “hayırlı” işe yönelik tek eleştiri, halk kitlelerinin desteğinin alınmaması ve “askerî kışla” oluşturmak yerine toprakların yoksul köylülere dağıtılmamasıdır. Ama harekâta tüm yönleriyle destek verilmektedir. Çünkü orada birileri, devletten, pazardan, paradan kopuktur. “Başka vilayetten bir tüccar Dersim’de iş yapmayı göze alamamaktadır.” Hatta buradaki gençler, askerlik bile yapmamaktadır. Tabii ki katledilmeli, tabii ki sürülmelidir. Ölçü olarak belirlenen şey, sömürülen-mazlum halk kitleleri değil, devlettir, askerdir, pazardır.
TKP’lilerin 1937 tarihli raporundaki ideoloji, bugün tüm solu ele geçirmiştir. Suat Parlar’ın ifadesiyle, oradaki mesele, bir yönüyle madenlerle, krom ve bakırla alakalıdır. Muhtemelen şehrin adı bu sebeple Tunç’eli olmuştur. O tunçla, bakırla düşünenler açısından oranın pazar ve devlet için düzlenmesi şarttır. Bugün değişen bir şey yoktur. Herkes, pazarın ve devletin düzleme pratiğine ortaktır. Dersim cumhuriyetin pilot bölgesidir. Sonrasında tüm coğrafya Dersim’leşecektir.
Bugün de politik-ideolojik eleştiriler, o raporun ideolojik ufkunu asla aşamamaktadır. Kapitalizmin ilerleyişinden medet umulmakta, buna sadece şeklî, sathî, yüzeysel öneriler getirilmektedir. Dersim’e yönelik askerî faaliyetin kültürel boyutu da mevcuttur. Sol, en fazla o hatta örgütlenebilmektedir. Halkevleri’nden birileri, bölgeye gidip geri kalmış zavallı halkın çocuklarını medenîleştirmek için batıya götürmektedir. Bugünkü Halkevleri’nin bu ideolojik işlevden ayrı bir iş görmesi mümkün değildir. Soma’ya bisiklet bu ideolojinin çıktısıdır. Sol, halktan nefret eder, etmek zorundadır. Onun devletin ve sermayenin düzleme, çitleme pratiğine ses etmesi mümkün değildir. Küçük burjuva solun zihnî yapısında ana ölçü, devlet ve sermayedir. Onlara yönelik eleştiri, sadece yüzeysel eksikliklerle alakalıdır. Öze asla itiraz edilmez.
AKP rejimi, bu sebeple otuzların “feodalizm” eleştirisi ile ele alınmaktadır. Devlet, düşmanlarını köksüzleştirmekte ve kendi köküne bağlamaktadır. Oradaki sınıfsal ilişkileri değil, devleti, pazarı, kromu düşünen küçük burjuvaları kendisine örgütlemektedir. Dersim, Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları ve Halkevleri ile iç içedir. Asker merkezli ideolojik faaliyetin bir boyutunu sol harekette görmek şarttır.
Askerî tarih, geleneksel savaş konseptine “hibrit savaşlar” kavramını eklemiştir. Geleneksel savaş, kitlelerin savaşa örgütlenmesini, ama aynı zamanda politik olarak onlara hak bahşedilmesini emretmektedir. Bugünkü hibrit savaş konseptiyse, olası kitle dinamiklerini köksüzleştirmekle alakalıdır. Yani hibrit savaş, bir yönüyle hibrit tohumla bağlantılıdır. Bir sene ekilen, geleneksel tarza göre daha fazla ürün veren, ama ertesi sene ekilemeyen hibrit tohum, tüm ideolojisiyle, Ortadoğu’daki dinamiklerin köksüzleştirilmesini, şişirilmesini, belirli çıkarlar doğrultusunda namluya sürülmesini ifade etmektedir.
Ortadoğu Dersim’dir. Hibrit savaş için örgütün Beka Vadisi’nden ve Filistin bağlamından çıkartılması şarttır. Yeni Rojava güzellemeleri, buradaki şişkinlik ve sayısal çokluğun yarattığı illüzyonla alakalıdır. “Geri, yobaz, gayrimodern Ortadoğu”da ABD ve İsrail’in eteği altına sığınmak kaçınılmazdır. Neyi ne şekilde tarif ediyorsanız, yöneliminizi de ele veriyorsunuz demektir. Dolayısıyla Dersim’in toledolaşmasına sevinen solcuların bugüne dair söz söylemeleri imkânsızdır. Tek eleştiri, kaba, yüzeysel, her derde deva “faşizm” çığlıklarıdır ve bu faşizm de en fazla Hannah Arendt kadar, liberal bir zaviyeden algılanır. Sadece kitlelere, “askerin, egemenin, zalimin iradesini kabul edin”, o zalime de “o kitleleri idareye kabul edin” denilir. İdare ve irade iç içedir.
İradeye teslim olmamızı isteyenler, ABD ve İsrail’in ilerici, modern, kurtarıcı olduğuna bizi ikna etmek zorundadır. İdareye kabul edilecek kitlelerin düzene uygun bireyler toplamına dönüştürülmesi zorunludur. “Çok ekolojist, çok feminist birliklerimiz ne kadar çok kibbutzlara benziyor” diyenlerin, o kibbutzlarda geliştirilen zulüm makinesini tanıyan, bu toprakların halklarına tek laf anlatması mümkün değildir. Tek ideolojik-politik faaliyeti, Batı’nın gururunu okşamak, suyuna gitmek, onun istediği gibi görünmek olanların buraya söyleyecek sözü yoktur.
Savaş, kıyım, zulüm ve ölüm, travmadır. Her travma, geçmişin inkârıyla yüklüdür. “Tek hayalim Tunceli’de piyano çalınması, vals yapılması” diyen Çetin Altan’ın dünyasına örgütlenmiş bir sol, o inkârın ideolojik adıdır artık. Her yere yayıldığı için görülmeyen Batı dinini dinsizlik zannedenler, bunu ilerleme olarak görenler, kitleleri bir ve iri tutan, köke bağlı kılan ne varsa tasfiye etmeye yemin etmişlerdir.
Geniş planda Ortadoğu, benzer misyoner faaliyetlerinin, seferberlik tetkik kurulu çalışmalarının, ideolojik bombardımanın konusudur. IŞİD, bu köksüzleştirme operasyonunun parçasıdır. Bu topraklarda kökü olmayanlar, kök bulmak, üs kurmak, kalıcılaşmak için her türlü kökü kurutmak zorundadır. Avrupa’nın ortasında bir NATO komutanlığı varsa, orada birlik ona göre kurulacaktır. Ortadoğu için bir CENTCOM varsa, burası AB’leştirilmek durumundadır. AKP, bunun için çok uygundur. CHP, “Doğululaşma”nın yaratacağı sancıları örgütlemek için vardır. Dün konuşan bakır ve kromsa, bugün petrol, doğalgaz ve ucuz işgücüdür.
İsmail Bilen raporunda, mealen, “tamam Dersim’i dümdüz edin, orası zaten gerici, feodal, ama mülkü de halka teslim edin” demektedir. Oysa o Bilen, artık orada bir halk kalmadığını bilmezden gelmektedir. Demek ki kim bugün “halk iktidarı” diyorsa, ondan korkmak gerekmektedir. O halk, devletin kendi teknesinde yoğurduğu çamura şekil verip ruh üflediği kişiler toplamıdır.
Yusuf Karagöz

Hiç yorum yok: