07 Eylül 2015

,

Peş


Mesele resmin arkasını, ardını görmek.

Önümüzdeki resimde “heybetli” bir Tayyip Erdoğan portresi var ve bizim ona elimizdeki her şeyi fırlatmamızı istiyorlar. “Her şey 400 milletvekili için” lafına iyice ikna olduğumuzda, Tayyip’in yıllar önce o attan düştüğü gibi düşeceği varsayılıyor. Birkaç aydır meclissiz, seçimsiz yönetiliyor ülke ve de facto başkanlık icra ediliyor.

400 milletvekili tespitinin devamında Erdoğan “Yeni Türkiye hareketi”nden söz ediyor. Millet 400 rakamına takılıyor, bu yeni olan Türkiye’nin neye ve kime karşı harekete geçtiğine hiç bakmıyor. “Psikopat” veya “iktidar delisi” olarak yaftalanan Erdoğan neyin göstereni, neyi ifade ediyor, o dikkate alınmıyor.

Bu açıdan, AKP’nin Müslüman Kardeşler’in uzantısı olduğundan, Vuslat Platformu adı altında doğrudan Karadavi eliyle yönetildiğinden, bu topraklara yabancı olduğundan, kesilip atılması gerektiğinden bahsetmek bir anlam içermiyor. Göze akıl, akla göz gerekiyor. “400 milletvekili” bir sopa niyetine sallanıyor, en ikna olmayacaklar bile havuç için o sopaya razı gelecek, bu görülmüyor.

* * *

AKP’nin varolmasını sağlayan, ayakta kalıp bugüne gelmesine zemin hazırlayan iki güç vardı: Fethullah ve Müslüman Kürtler. Bugün ikisi de yok. Her iki güç de budanmış durumda. Kemalizmin Türkiye’si ile emperyalizmin Türkiye’si arasındaki gerilimde bu iki güç de farklı mecralara çekildiler.

Fethullahçılar, Gezi sonrası yayınlarında “CHP ve MHP’ye girdik, onları merkeze çektik” diyorlardı. Bu merkez neresidir? Müslüman Kürtler seçimde HDP’ye oy verdiler ama bugün PKK ile HDP’yi ayırma noktasında bir kama işlevi görmeye çalışıyorlar.

Muhtemelen Dağlıca saldırısı sonrası bu işlev daha da görünür hâle gelecek. Batı’da da merkeze yerleşen AKP ülkü ocakları yerine ikame edilen Osmanlı Ocakları devreye sokacak. Yeni Türkiye bunu emrediyor.

O, 30 Ağustos’ta Kur’an tilavetiyle selam durulan, Bosna’dan Afganistan’a uzanan yeni ordu-devlet. Bu gücün dünyasında günlerdir buzdolabında tutulan Cizreli kızın adına yer var mı? AKP’ye “bu topraklara yabancısın, geldin bizim malımızı gasp ettin, senin yüzünden huzur-muzur kalmadı” diye saldırmak, o ordu-devletin toprağını kutsallaştırmıyor mu, malını yüceltmiyor mu, huzurun İslam’da değil, askerî nizamatta olduğunu söylemiyor mu? Sol-sosyalist hareket, HDP ve Fethullah dolayımıyla CHP’ye eklemlenerek bu gerçeğe yedeklenmiyor mu? İslam’dan kurtulayım derken, iyice devlete ve sermayeye yanaşmıyor mu? “Bu süreçte üç-beş kişi Allahsız olur da karnımız doyar” diye ellerini ovuşturanlar, başkasını düşünüp onun için kavga etmenin imkânlarının ortadan kalktığını, İslam’ın bir dolayım olduğunu görmüyorlar mı?

* * *

Dağlıca artık sembolik bir mevki. Bu saldırı ile Demir Küçükaydın gibilerin bir aydan fazla bir süredir yana yakıla istedikleri ateşkes de imzalanmış oldu. Jandarma ve polisle savaşan, “aslolarak AKP’yle savaşıyorum, devletle değil” diyen PKK, namluyu genelkurmaya yöneltti. Demek ki perde arkası görüşmeler bir noktada tıkanmış. Dağlıca da bir dolayım değil mi?

Dağlıca’da daha önce de saldırılar gerçekleştirildi. Birinde her gün havada olan heronların o gün uçmadığı söyleniyor. Bugünkü saldırıda da askerlerin bir piyon düzeyinde “feda” edildiğine dair emareler var. Tüm bunlar olurken, geçmişteki bir saldırıdan kurtulan askerler “siz niye ölmediniz?” diye mahkemeye veriliyorlar. Bugünse sayılamıyorlar bile.

Bunu da “AKP yaptırdı” diyelim. Bir yerde devrilen ağacı, kıyıya vurmuş çocuk cesedini, her şeyi Tayyip’e bağlayalım. İdeolojik planda nicelik ve hacim olarak büyük olduğuna iman ettiğimiz Tayyip karşıtı cephenin siyasî öncülüğünü elde etmeye çalışalım. Ama arkada olan bitene dair bir politik teorik değerlendirmemiz olması gerekmiyor mu? Bu kadar nicelik merakı, niteliğe, içeriğe, manaya karşı bizi körleştirmiyor mu?

* * *

Fethullah ve Müslüman Kürtleri kaybettiğine göre Tayyip ve efradı merkeze çekilmiş demektir. Artık “vantrologun kuklası”ndan başka bir şeyden söz edilebilir mi? Milleti galeyana getiren milletvekili Abdurrahim Boynukalın, “Ne zamandan beri TSK ve Devlet bizim dokunulmaz kutsallarımız oldu?” diyor geçmişte, bugün diyebilir mi?

Sadece “seni başkan yaptıracağız” der. O başkanlığın TSK’nin ve devletin başkanlığı olduğunu gizlemekten başka bir işe de yaramaz.

Apartman veya site yönetiminin ayağını kaydırmak için yapılan hamlelerin ülke siyasetinde bir karşılığı olmasa gerek. Solun ideolojik önderi fuat avninin söylediklerine değil, söylemediklerine bakmak lazım. Aylardır “kaçmaya hazırlanıyor” dediği Tayyip koltuğuna iyice kök salıyor belki de. Kendisini önder kabul edenleri de oyalamış oluyor böylece.

* * *

Gezi’de “ah keşke PKK savaşı bırakmasaydı, şimdi devrim yapardık” diyenlerin bugün kıllarını kıpırdatmamalarında, gezici olup gezdikleri yerleri internette paylaşmalarında bir sorun yok mu mesela?

O gün “PKK ve HDP AKP ile anlaştı” diyenler, bugün gene aynı şeyi söylüyorlar. PKK savaşsa dert, savaşmasa dert? Bu örgüt, sizin zihin dünyanızın kuklası mı? Kendi aklı, birikimi, yönelimi yok mu? O, ekmeğinize süreceğiniz yağ mı?

Bodrum’da daha önce de faciadan dönülmüştü. Sahile çıkan mültecilere plajda yoga yapan yerli turistlerin görüntüsü eşlik ediyordu. Siyasete o yogacıların gözüyle bakılabilir mi?

Bir araştırmaya göre, yoksullar Suriyelileri iş kaygısından dolayı istemiyorlar. Orta sınıf ve üstü kesimse manzarayı bozdukları için Suriyelilerin gitmesini istiyor. Bu manzara düşkünlerinin Tayyip’le ilgili alerjilerinde bir sorun aranmalı. Siyaseti orada kurmakta ciddi bir yanlış var. Bugün siyaset, “bana yoldaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyor.

* * *

AKP’nin sol kolu Fethullah, sağ kolu Müslüman Kürtlerdi. Şimdi onun eline verilen koltuk değnekleri, bizzat devlet yapımı ve devlete ait. Devletten ayrı ve gayrı bir hareketi, bir hamlesi asla olamaz, olamamalı.

Doksanlarda gazetecilik yapmış bir kişi, asker cenazeleriyle ilgili bir eşikten bahsediyor. Cenaze sayısı onun altında ise iç sayfalarda, onun üstünde ise baş sayfada haber yapılıyor. Askerî zayiat düzeyinde ele alınan bu kayıplarda, politik-coğrafî bir okumaya da yer veriliyor.

Eskiden ülkenin her yerinden gelen insanların harmanlanması bir politika iken, doksanlarla birlikte asker alımlarında bilhassa belirli illere odaklanılıyor. “Algı operasyonu yapıyorsunuz” diyenler, böylece kendi algı operasyonlarını, psikolojik harekâtlarını icra etmiş oluyorlar. Bir anda aynı ilden onlarca cenaze kaldırılıyor. Küfürler ve pet şişeleri AKP’lilere fırlatılıyor. AKP’liler de bu saldırıları göğüslemenin kendi görevleri olduğunu bilerek, güvenli araçlarına binip evlerine gidiyorlar. Devlet, AKP şahsında kendisini koruyup kolluyor.

Devlet, AKP’ye bir şeyler söylettiriyor, o devleti kim ve ne konuşturuyor, ona bakmak gerekmiyor mu?

Eren Balkır
7 Eylül 2015

0 Yorum: