"Grev Haktır, Yasaklarınız ise Gayrimeşru!"

Birleşik Metal-İş Sendikası’nın, işveren sendikası MESS’e bağlı bulunan 38 şirkette yaklaşık 15.000 işçi ile yaptığı grev “milli güvenliğe” aykırı olduğu gerekçesiyle Bakanlar Kurulu tarafından 60 gün süre ile ertelendi. Yapılan erteleme değil grevin fiilen yasaklanması anlamına geliyor.
Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi 15 bin metal işçisi 29 Ocak 2015’te (dün) 10 kentte ve 22 fabrikada greve çıktı. Aynı gün bakanlar kurulu bu grevin “milli güvenliği bozucu nitelikte” olduğunu gördü! Ve bugün ( 30 Ocak) tarihi itibariyle grevin 60 gün ertelenmesi kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.birlesik-metal-iscileri-14012015-660x330
6536 sayılı Sendikalar Ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 63.maddesine göre yasal olarak başlayan grev “ genel sağlık ve milli güvenliği” bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu 60 gün süre ile grevi erteleyebiliyor.
Yasaya göre ertelenen grev için arabulucu görevlendiriliyor ve erteleme süresinin sonunda taraflardan birinin başvurusu üzerine uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulu tarafından çözülüyor. Aksi takdirde işçi sendikasının yetkisi düşüyor. Erteleme sonunda tekrar greve çıkılması yasal olarak mümkün değil. Yani bin bir emek ve zorlukla çıkılabilen grev, altında hükümet temsilcilerinin imzası bulunan iki kelime ile yasaklanıyor!
Grev erteleme uygulaması grev hakkını ortadan kaldırdığı için Anayasa ve imzaladığımız uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Toplu pazarlık süreçlerinde üretimi durdurarak kendi hakları için mücadele eden işçilerin patron baskısı ve siyasal iktidar zorlamasıyla çalıştırmak gayrimeşrudur.
Grev hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleriyle güvence altına alınmış temel bir haktır. Sendikal hakların vazgeçilmezlerindendir. Bu karar ile hakkın özüne dokunularak ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.
İşverenlerin fiili ve hukuki olarak grevi zorlaştırma çabaları yeterli gelmezse hükümet ile anlaşıp grev ertelemesi yoluna gitmeleri alışkanlık olmuştur. Daha önce cam ve maden işçilerinin grevlerini de aynı gerekçelerle erteleyen hükümet, sistematik olarak grev yasağı uygulamaktadır. Bu durum işçiye yasalar eliyle, çalışma koşullarına, haklarına dair söz söyleyemezsin, bizim istediğimiz biçimde kölece çalışacaksın dayatmasıdır.
İşçilerin toplu pazarlık süreçlerinde haklarını kısıtlayan grev ertelemesi de dahil bütün yasakçı uygulamalara son verilmeli, uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı yasalar yok hükmünde kabul edilmelidir.
Grev yasaların bize bahşettiği bir araç değil, işçi sınıfının tarihsel mücadelesi ile kazandığı bir haktır. Bu yasağı tanımıyor ve grevdeki metal işçilerini dayanışma ile selamlıyoruz.
Grev hakkımız için hep birlikte mücaleye!
Çağdaş Hukukçular Derneği

Devamını oku ...

Cüzdanımdaki Mektup

24 Ocak 2015’te Tahrir Meydanı’ndaki barışçıl bir gösteride yer alırken Mısır kolluk kuvvetlerinin keskin nişancılarının hedefi olan Sosyalist Halk Birlik Partisi Üyesi Şeyma Sabag’ın (1984 - 2015) yazdığı şiiri takdimimizdir:
مش عارفة
هيَّ صحيح مش أكتر من شنطة
بس لما ضاعت كان فيه مشكلة
إزاي أواجه العالم من غيرها
خصوصًا
والشوارع حافظانا سوا
المحلات عارفاها أكتر مني
إكمن هيَّ اللي بتحاسب
عارفة ريحة عرقي وحابّاها
عارفة المواصلات
وعاملة علاقة مع السواقين
حافظة الأجرة
ودايمًا جراب للفكّة
مرّة اشتريت برفان ما عجبهاش
كبّته كله ورفضت إني أستعمله
على فكرة
هيَّ كمان بتحب عيلتي
ودايما كانت شايلة صورة
لكل واحد بتحبه
ياترى هيَّ عاملة إيه دلوقت
حاسّة بالخوف
قرفانة من ريحة عرق حد ما تعرفهوش
متضايقة من الشوارع الجديدة
لو وقفت على محل من المحلات اللي روحناها سوا
هتعجبها نفس الحاجة
على العموم هيَّ معاها مفتاح الشقة
وانا مستنياها
Cüzdanımdaki Mektup
Emin değilim
Nihayetinde bir cüzdandan fazlası değildi
Ama kaybolduğunda, artık bir meseleydi
Nasıl göğüs gererim onsuz dünyaya
Hem de sokaklar
Bizi beraber biliyorken
Şu dükkân onu benden iyi tanır mesela
Çünkü parayı veren odur
Benim terimin kokusunu bilir sonra, sever de
Farklı otobüsleri bilir
Her birinin şoförüyle kendince bir ilişkisi vardır
Bilet fiyatlarını bilir ezberden
Paranın üstünü aynı bozukluklarla alır her dem
Bir keresinde hoşlanmadığı bir parfüm almıştım
Hepsini döküp kullanmaktan men etmişti beni
Bu arada
Ailemi de çok sever
Sevdiklerinin resimlerini
Taşır derinlerinde.
**
Acaba şimdi ne hissediyordur?
Korkuyor mudur?
Tanımadığı birinin terinden iğreniyor mudur yoksa?
Yeni sokaklardan tedirgin midir?
Beraber gittiğimiz dükkânlara uğrarsa,
Aynı ürünlere mi sulanır yine?
Neyse, ev anahtarlarım onda zaten
Bekliyorum, dönecek bir gün.
Şeyma Sabag
İngilizce'den terc.: iştirakî
Devamını oku ...

Metal İşçisi Grevde

10 Kent, 22 Fabrika
15 Bin metal işçisi
MESS Dayatmalarına Karşı
İnsanca Çalışmak, İnsanca Yaşamak ve Çocuklarının Geleceği İçin
GREVDE!
Birleşik Metal İş 29 Ocak 2015’te 20 işyerinde greve çıkıyor.
Grevler Osmaniye’de, Hatay’da, Mersin’de, Konya’da, Kocaeli’de, Bursa’da, İzmir’de, Bilecik’te, İstanbul’da, Gebze’de 22 fabrikada gerçekleşecek.
29 OCAK 2015 TARİHİNDE SAAT 09:00’DA GEBZE’DE CENGİZ MAKİNE İŞYERİNDE
GENEL BAŞKAN ADNAN SERDAROĞLU VE DİSK GENEL BAŞKANI BİRLİKTE
GREV MÜCADELELERİNİ BAŞLATACAKTIR.
Birleşik Metal İş’in ikinci grevi ise 19 Şubat 2015 tarihinde gerçekleştirilecek
Bu işyerlerinde 15 bini sendika üyesi 20 binin üzerinde çalışan bulunuyor.
Bu fabrikalar arasında uluslararası ve yerli tekeller var.
Bu fabrikalar ekonominin belkemiğini oluşturuyorlar.
İhracat rekorları kıran, karlarını katlayanlar bu fabrikalar.
Diğer taraftan bu fabrikalarda insanlar çalışıyor.
Bu fabrikalarda çalışan işçiler insanca yaşamak ve çalışmak istiyorlar.
Çünkü bu işçiler ağır çalışma koşulları ve uzun çalışma süreleri nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar. Canlarını vererek, kanlarını dökerek çalışıyorlar.
Bu fabrikalarda çalışan işçilerin karşılığı ödenmeyen emekleri, sermayenin karlarının, devletin vergilerinin kaynağını oluşturuyor.
Onlar büyüyüp zenginleşirken, işçiler sürekli yoksullaşıyor.
Metal işkolunda çalışan bir işçinin aylık en düşük çıplak ücreti net 866 liradır. MESS bu işçilere net 100 lira artış öneriyor. Bu işçiler işkolunun yüzde 60’ını oluşturuyor.
MESS, ucuz işçilik sisteminin kalıcılaştırmak, işçilerin en önemli hak arama aracı olan toplu sözleşmelerini etkisiz kılmak için düşük ücret artışlarına ek olarak 3 yıllık sözleşme öneriyor.
Refah payı adı altında 3 yıllık sözleşmeyi kabul ettirmek için ayakbastı parası verdiklerini söylüyor.
MESS, aynı işi yapan işçiler arasındaki ücret farklarının kapanmasını istemiyor. Çünkü işçilerin birliğini istemiyor.
MESS metal işçilerinin kendi ücret zamlarını örgütsüz, sendikasız kesimlerin ücret zamlarıyla kıyaslayıp halinize şükredin demeye getiriyor.
Metal işçileri MESS’in zam tekliflerini işyerlerinin karları ile cirolar ile kıyaslayacak bilince sahip!
Metal işçisi ücret maliyetlerinin toplam maliyetler içinde çok küçük bir orana denk geldiğini biliyor!
O nedenle dayatmaları kabul etmiyor!
O nedenle toplu sözleşme taslağının arkasında durmaya devam ediyor!
O nedenle greve çıkıyor!
Diğer sendika üyelerin sözleşmeden memnun oldukları iddia eden MESS’e bir kez daha sesleniyoruz.
Hiçbir detayı hakkında bilgi sahibi olmadıkları, imzalanması konusunda görüşlerini sormadıkları metal işçilerine bir fırsat verin. Sözleşmenin bu koşullarda bitmesini istiyorlar mı istemiyorlar mı sandıkta görüşlerini ortaya koysunlar!
Onların çoğunluğu sözleşmeden memnun ise biz de o sözleşmeyi imzalayacağız!
MESS üyesi işverenlere de sesleniyoruz:
Üyesi olduğunuz kuruluş, sizi greve sürüklüyor!
Metal işçilerinin gerçek temsilcisi olan Birleşik Metal İş’in sorunları tespit eden ve makul çözüm yolları öneren teklifinin hiç dikkate almadan, on binlerce işçiyi ve ailesinin yok sayarak işbirlikçisine imzalattığını bize de imzalatacağını zannediyor.
O süreç tamamlandı! Artık geri dönüş yok!
Önce 29 Ocak’ta sonra 19 Şubat’ta grevdeyiz.
Biz taslağımız çerçevesinde, yani iyileştirme, iki yıllık sözleşme ve gerçek refah payları konusunda bize gösterilen yaklaşımları görüşürüz. MESS üyelerini bu konuda serbest bırakmayacağına göre geriye kalan tek seçenek MESS’i devre dışına çıkarmaktır.
Grev kararı üyelerimizle birlikte alınmış bir karardır ve kimse başka bir amaçla hareket etmiyor! Birleşik Metal İş, üyelerinin onay vereceği bir toplu sözleşme imzalamanın mücadelesini örüyor, metal işçilerinin de ekmeklerini büyütmekten başkaca bir amaçları yok!
Yılmayacağız, teslim olmayacağız!
İşbirlikçi ve dayatmacı toplu sözleşme düzenini yıkacağız!
Biz haklıyız ve haklı olduğumuz için kazanacağız!
Haklıyız, çünkü emeğimizin karşılığını istiyoruz!
Haklıyız çünkü sömürülüyoruz!
Haklıyız çünkü çocuklarımızın geleceği için yaşıyoruz.
Siz değerli dostlarımızı grev alanlarında aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız...

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
Genel Yönetim Kurulu
NOT:
CENGİZ MAKİNE GREVİ İÇİN 29 OCAK, PERŞEMBE GÜNÜ SAAT 08:00’DA
GENEL MERKEZ BİNASINDAN OTOBÜS KALDIRILACAK.
29 OCAK 2015 PERŞEMBE
CENGİZ MAKİNE SAN. VE TİC. A.Ş.                         Saat: 09.00
TOSB-TAYSAD Org. San. Böl. 1. Cad. 13. Sok. No: 7 Gebze – KOCAELİ
(DİSK Başkanı, Sendikaların Başkanları ve basın emek dostlarının katılımıyla)
YÜCEL BORU VE PROFİL END. A.Ş.                                    Saat: 10.00
Barış Mah. Koşuyolu Cad. No. 12 Gebze – KOCAELİ
ALSTOM GRİD ENERJİ END. A.Ş.                                        Saat: 10.30
Barış Mah. Güney Yanyol Cad. No: 320 Gebze – KOCAELİ
Bu işyerleriyle Gebze Şehir Meydanına yürüyüş
KROMAN ÇELİK SAN. A.Ş.                                                      Saat: 09.00
Emek Mah. Aşıroğlu Cad. No. 155 Darıca – KOCAELİ
SARKUYSAN ELK. BAKIR SAN. VE TİC. A.Ş.                    Saat: 09.30
Emek Mah. Aşıroğlu Cad. Trenyolu Cad. Darıca- Gebze
ÇAYIROVA BORU SAN. VE TİC. A.Ş.                                    Saat: 10.00
Osmangazi Mah. Aşıroğlu Cad. No. 170 Darıca Gebze- KOCAELİ
Sendikamız Genel Sekreteri ve emek dostlarının katılımıyla Gebze Şehir Meydanına yürüyüş
ANADOLU ISUZU OTM. SAN. VE TİC. A.Ş.            Saat: 9.00
Şekerpınar Mah. Otomotiv Cad. No. 2 Çayırova - KOCAELİ
ARPEK ARK. PRÇ. ALM. ENJ. VE KLP. SAN. TİC. A.Ş. Saat: 09.30
TOSB TAYSAD Organize Sanayi Bölgesi 2. Cad. No. 14 Çayırova-Gebze-KOCAELİ
SCHNEIDER ENERJİ ENDÜSTRİSİ SAN. VE TİC. A.Ş.  Saat: 10.00
TOSB Organize Sanayi Bölgesi 1. Cad. No: 6 Çayırova – KOCAELİ
Sendikamız Genel Örgütlenme Sekreteri ve emek dostlarının katılımıyla üyelerimizin Gebze Şehir Meydanına taşınması,
DOSTEL MAKİNA SAN. VE TİC. A.Ş.                        Saat: 10:00
Gebze Org. San. Böl. İhsan Dede Cad. 700. Sok. No. 701 Gebze - KOCAELİ
Genel Eğitim Sekreterinin ve emek dostlarının katılımıyla üyelerimizin Gebze Şehir Meydanına taşınması..
BEKAERT İZMİT ÇELİK KORD SAN. VE TİC. A.Ş.                       Saat: 13.00
Fatih Mah. Sanayi Cad. No. 88 Alikahya – İzmit – KOCAELİ
Genel Başkanımızın katılımıyla Kocaeli Şehir Merkezine yürüyüş.
EJOT TEZMAK BAĞL. ELEM. TEKN. SAN. TİC. A.Ş.                   Saat: 07.00
Cebeci Cad. No. 82 – 84 Küçükköy – Gaziosmanpaşa – İSTANBUL
PAKSAN MAKİNA SAN. VE TİC. A.Ş.                                               Saat: 08.00
Bağlar Mah. Yalçın Koreş Cad. Fidan Sok. No. 4 Bağcılar - İSTANBUL
Genel Mali Sekreterimizin katılımıyla..
MAHLE MOTOR PARÇALARI SAN. VE TİC. A.Ş.              Saat: 08.30
Ege Serbest Bölgesi Yalçın Yolu No. 15 Gaziemir – İZMİR
SCHNEİDER ELEKT. SAN. VE TİC. A.Ş.                                         Saat: 12.30
Org. San. Böl. 4. Bölge 406 Sok. No. 13 MANİSA
SCHNEİDER ELEKT. SAN. VE TİC. A.Ş.                                         Saat: 15.30
AOSB 10011 Sok. No. 4 – 6              Çiğli - İZMİR
DEMİSAŞ DÖKÜM EMAYE MAMULLERİ SAN. A.Ş.                   Saat: 9.00
Yeni Mah. Atatürk Bulv. Sanayi Bölgesi No. 43 Vezirhan BİLECİK
ÇUKUROVA İNŞ. MAK. SAN. VE TİC. A.Ş.                         Saat: 9.00
Bahçeli Kürkçü Mah. Adana Yolu Cad. No. 53/A Akdeniz – MERSİN
YÜCEL BORU VE PROFİL END. A.Ş.
·                    Organize Sanayi Bölgesi Akdeniz Cad. No. 8 Toprakkale – OSMANİYE          Saat: 12.00
·                    Özerli Mah. Alparslan Türkeş Bulv. No. 348 Dörtyol – HATAY              Saat: 13.00
MAHLE MOTOR PARÇALARI SAN. VE TİC. A.Ş.                           Saat : 9.00
2. Organize Sanayi Bölgesi Evrenköy Cad. No. 2 Selçuk - KONYA
TÜRK PRYSMIAN KABLO VE SİST. A.Ş.                                                    Saat: 10.00
Ömer Bey Mah. Bursa Asfaltı Cad. No. 51 Mudanya – BURSA
Devamını oku ...

BMİS Açıklaması: "MESS’in Gerçek Dışı İddiaları ve Gerçekler"

Metal sermayesinin örgütü MESS, işbirlikçisi ile imzaladığı sözleşmeyi metal işçilerine dayatma çabasına karşı duran onurlu Birleşik Metal İş üyelerinin grev kararıyla birlikte ne yapacağını şaşırmış biçimde gerçek dışı bildiriler yayınlamaya başladı.
MESS sadece bildiri yayınlamıyor!
Grev kararı alınan işyerlerini tekelci sermayenin gücünü kullanarak tehdit ediyor. Birleşik Metal İş’e taviz verilirse işlerini kaybedeceklerini söylüyor.
Bunu çok sayıda işyeri yöneticisinin olduğu toplantılarda hiç çekinmeden yapabiliyor.
Mücadele iyice kızışmıştır! MESS sadece işçilerin ekmeğine değil, sendikal örgütlülüğe de saldırı hazırlığı içindedir.
Birleşik Metal İş tek bir yumruk halinde kendini savunmaya ve karşı saldırıya hazırdır.
1) MESS kamuoyuna yaptığı son duyuruda, 100 binin üzerinde çalışanın olduğu işyerlerinde sözleşmenin imzalandığını söyleyerek çoğunluk-azınlık vurgusu yapmaya çalışmaktadır.
Grup sözleşmesi kapsamındaki işyerlerinde sendikalı işçi sayısı yaklaşık 80 bindir. Bunun 15 bini Birleşik Metal İş’te olduğuna göre, 65 bin kişinin sözleşmesi imzalanmış demektir. Bu 65 bin kişinin sözleşmesinin sendikaları tarafından imzalanması metal işçilerinin memnuniyetini hiçbir şekilde göstermez. İsterlerse TİS imzalanan yerlerde sandık koyarak özgür bir ortamda işçilerin görüşlerine başvurabilirler.
Bu 65 bin işçinin sendikaları metal işçilerini sözleşmenin detayları hakkında bilgilendirmeden, görüşlerini ve onaylarını almadan sözleşmeyi imzalamıştır.
Birleşik Metal İş üyeleri ise taslağın hazırlığından, grev kararı alınmasına kadar olan sürecin tamamına kurulları aracılığıyla katılmıştır. Detaylı bilgiye sahiptir. Kararını her türlü olasılığı düşünerek, yoğun tartışmaların ardından almıştır.
Diğer sendika üyelerinin memnuniyetsizliği de bizim mücadelemiz ile ortaya çıkacaktır.
2) Sermayedar sözcüsü yüzdeleri konuşarak verdiği zammı yükselteceğini sanıyor ise yanılıyor. Yüzde yüz zam da verse, Birleşik Metal İş üyesi işçilere genel ortalamada net 122 lira zam gelmektedir. Üyelerin yüzde 60’ından fazlası ise bu miktarın altında zam almaktadır. Kaldı ki her işyerine farklı yansıyan zammı herkese aynı yansıyormuş gibi sunmak doğru bir yöntem değildir.
3) Devlet memurları ve emeklilerin zamları ile kıyaslama yapmak tam bir aymazlıktır. Devlet memurlarının grev hakkı yok. Devlet memurlarını çoğunluğu hükümet yanlısı sendikalar hapishanesinde mahkumdur.
Bizlerin ücret zamlarını kıyaslamaları gereken yer daha düşük ücretlerle yaşamaya mahkum ettikleri emekçiler değil, kuruluşlarının ciroları ve karlarıdır.
İşçi başına kaç lira kar ettiklerini, ücretlerin toplam maliyetler içindeki oranlarını açıklasınlar! Verilen zam az mıdır yoksa çok mu görelim!
4) MESS inatla yüzdeli ve maktu zam yaparak ücret makasını kapattığı iddiasındadır. Yüzdeli maktu zam ile ücret makasının dengelendiğini söyleyen birine ilkokul diploması bile vermezler. 900 lira alan bir işçi ile 1500 lira alan bir işçiyi karşılaştıralım. İşyerine denk düşen ücret zammı da yüzde 3,78 artı 44 kuruş olsun. 900 TL alan 133 lira zam alırken, 1500 lira ücreti olan ondan 23 lira fazla yani 156 lira zam alır. Nasıl olur da 133 lira 156 liradan büyük olur ve fark kapanır?
5) MESS üç yıllık sözleşmeyi allayıp pullamak için üçüncü yılın başında verdiği enflasyon üzeri zamma refah payı adını vermiştir. Refah payı denilince sayısı ve oranı ne olursa olsun refah olmuyor. Metal işçileri MESS yöneticilerinin buna açıklamalarında olduğu gibi “refah payı” değil “ayakbastı parası” tabirini kullandığını çok iyi biliyorlar.
Aynı 300 TL’lik erzağın 3 yıllık sözleşmeyi kabul ettirmek için kullanıldığını bildikleri gibi.
Metal işçileri bunları çok iyi biliyor ama MESS bir şeyi kafasına sokamıyor: Metal işçileri öncelikle insan yerine konmak, insanca yaşamak ve insanca çalışmak istiyor. MESS’in teklifinde bunlar olmadığı için de greve çıkıyor!
6) MESS üç yıllık Grup Toplu İş Sözleşmesi’nin o kadar allayıp pullamaktadır ki, bütün sıkıntıların kaynağı iki yıllık sözleşmeler zannedersiniz.
3 yıllık sözleşme işçilerin ekonomide yaşanabilecek belirsizliklerden korunmasına yarayacakmış. Toplu iş sözleşmesinde işten çıkarmaları yasaklayan bir madde koydular da biz mi göremedik?
Üç yıllık sözleşme sendikal örgütlülüğü artıracak imiş! Anti demokratik yasaları sözleşme ile değiştirdiniz de bizlerin mi haberi yok!
Üç yıllık sözleşme işverenler için sürecin öngörülebilir olmasına ve yeni yatırımların yapılmasına neden olacak imiş!
Doğrusu budur: Üç yıllık sözleşme önerilen zam miktarı ve yöntemi ile ucuz işçiliği sürekli hale getirdiği için işverenler işçilerin zam talebini ertelemiş olacaklar ve işçilik ucuzladığı için yatırımlar artacaktır.
7) MESS’e göre hizmet sendikacılığı üç yıllık sözleşme ile gelişecektir. Ülkede zaten gelişkin olan hizmet sendikacılığıdır. Yani sermayeye ve hükümete hizmet sendikacılığı yaygındır. İşçinin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesi vermeyen sendikacı sadece sermayeye hizmet eder. Hizmet sendikacılığının gerçek anlamı budur!
Gelişmesi gereken gerçek işçi sendikacılığıdır ve bunu da Birleşik Metal İş ve üyeleri gerçekleştireceklerdir.
8) MESS’in tüm ezenler ve sömürenler gibi kendi egemenliğine karşı onuruyla alın terinin karşılığını almak için mücadele edenleri karalamak, onların başka ve gizli amaçları olduğu söylemiyle mücadeleyi baltalama çabası boşunadır. Grev kararı üyelerimizle birlikte alınmış bir karardır ve kimse başka bir amaçla hareket etmiyor! Birleşik Metal İş üyelerinin onay vereceği bir toplu sözleşme imzalamanın mücadelesini örüyor, metal işçilerinin de ekmeklerini büyütmekten başkaca bir amaçları yok!
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Birleşik Metal İş Sendikası
Genel Yönetim Kurulu
22 Ocak 2015
Devamını oku ...

Suphi'lerin Öldürülmeleri

Mustafa Suphi 1882’de Giresun’da doğmuştur. İyi bir eğitim almış, Kudüs’te başlayan öğrenim hayatı; Şam, Erzurum, İstanbul’da devam etmiş, Paris’te tamamlanmıştır.
İttihat ve Terakki partisinde başlayan politik yaşamı, bir başka Türkçü parti Milli Meşrutiyet Fırkası’nda devam etmiş, Mahmut Şevket Paşa suikastından sonra İttihatçıların yarattığı terör ortamında Sinop’a sürülmüş, oradan da Kırım’a kaçmıştır.
Rusya’da, 1918 yılına kadar ‘yabancı ve düşman unsur’ muamelesi görerek ikinci sürgünlüğünü yaşayan Mustafa Suphi, bundan sonra ‘sol’ kimliği ile tanınacaktır.
Mustafa Suphi 1920’de Bakü 1. Doğu Halkları Kurultayı’na giderken trenin kapısında. Masanın başındaki kravatlı kişi Komintern Başkanı Zinovyev.
1918-20 yıllarında Rusya’daki Müslüman halklar arasında başlayan toplumsal uyanışın başarılı olabilmesi için Kırım’dan, Moskova, Kazan, Bakü ve Taşkent’e kadar geniş bir coğrafyada mücadele yürütmüştür.
1918’de Moskova’da Bolşevikler ve Müslüman-Komünistlerle başlayan işbirliği sonucunda ‘Türk Sol Sosyalistleri Kongresi’ni toplamış, aynı yıl düzenlenen ‘Müslüman Komünistler Kurultayı’na katılmıştır. 1919’da Moskova’da toplanan III. Enternasyonal 1. Kongresi’nde Türkiye komünistlerini temsil etmiş, 1920’de Bakü’deki ‘Birinci Doğu Halkları Kurultayı’nda ise ‘Başkanlık Kurulu’ içinde yer almıştır.
Mustafa Suphi 10 Eylül 1920’de, Türkiye’den gelen delegeler ile Rusya’daki esir düşmüş Türkler arasından seçilen temsilcilerin katıldığı ‘Türkiye Komünist Fırkası’ kuruluş kongresinde başkan seçilmiştir.
Kongre sonrası, TKF faaliyetini Anadolu’ya nakletmeye karar vermiş, bu amaçla Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Paşa’larla ilişki kurmuştur.
‘Dönüş’ yolu, Kazım Karabekir Paşa’nın organize ettiği ve öteki ucu Ankara’ya uzanan bir tuzağa dönüşmüş, 28 Kânunusani (Ocak) 1921 günü Mustafa Suphi ve on dört arkadaşı Trabzon açıklarında vahşice öldürülerek Karadeniz’e atılmıştır.
Kim, ne dedi?
Bakü’den Anadolu’ya dönüşlerinde, Mustafa Suphi, eşi Meryem Hanım ve onunla birlikte diğer Türkiye Komünist Fırkası yöneticisi ve üyelerinin nasıl ve kimler tarafından öldürüldüğü üzerine o günden bu yana birçok yazı yazılmış ve araştırma yapılmıştır.
Son Osmanlı sadrazamlarından Kamil Paşa’nın torunu olan Hint Tarihi Ordinaryüs Profesörü Hikmet Bayur; Mustafa Suphi’lerin katledilmeleri emrini veren kişinin, Ankara’daki devlet büyüklerinden hiç kimsenin olamayacağı gibi, Kazım Karabekir Paşa’nın da asla böyle bir işe girişmeyeceğini, Yahya Kâhya’ya emrin olsa olsa İttihatçılar tarafından verilmiş olabileceğini yazmaktadır.
Cinayetin İttihatçılar tarafından işlendiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunanların dayanakları farklılık göstermektedir.
Mustafa Suphi’nin İttihatçı karşıtlığı, İttihatçıların Anadolu’daki örgütleri kanalıyla iktidara oynaması ve Mustafa Suphi’yi bir engel olarak görmeleri, Türkiye Komünist Fırkası içindeki “ittihatçı ajanlar” ve Ord. Prof. Hikmet Bayur gibi “devlet büyüklerinin böyle kirli işlere kalkışmayacağı” inancı farklı araştırmacılarca İttihatçıları cinayet zanlısı yapmaktadır.
İttihatçı tezlerin en önemlilerinden biri Türkiye Komünist Fırkası içinde bulunan ve “dönüş yolunda devlete ajanlık teklif ettiği için canını kurtaran” Süleyman Sami üzerinden yapılan değerlendirmelerdir. Yaşamının ana çizgileri artık bilinebilen Süleyman Sami’nin, farklı bir insan olan bir başkasıyla; Teşkilat-ı Mahsusa’nın militanı (Hacı) Selim Sami ile karıştırılması İttihatçılar tezini öne çıkarmaktadır.
Mahmut Goloğlu, Rasih Nuri İleri, (eski) Türkistan Milli Komite Reisi (Hocaoğlu) Osman Hoca gibi yazarların yanında günümüzden Mehmet Perinçek de, Süleyman Sami’nin, (Hacı) Selim Sami olduğunu ileri sürerek ve bunun üzerinden katliamın sorumlusu olarak İttihatçıları görmektedirler.
(Süleyman Sami ve Hacı Selim Sami için bakınız: Toplumsol, “Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının Öldürülmelerinin 93. Yılı…”
Cinayet üzerine gözlerin çevrildiği Kazım Karabekir Paşa’da Türkiye Komünist Fırkası heyetinin, Mustafa Suphi’nin İttihatçı karşıtlığı nedeniyle ortadan kaldırıldığını yazmaktadır.
Yazar Samim Kocagöz, “Mustafa Suphi’yi ve arkadaşlarını İttihatçıların öldürttüğü anlaşılmaktadır” diyerek kesin yargısını belirtmektedir.
Mustafa Suphi Taşkent’te.
Yanındaki kadın, Kazan Sosyalist Komitesi Başkan Yardımcısı Emine Muhiddinova
Fedakâr yoldaşlarımız Kars’ta tilki izaz (hürmeti) ve ikramatı (ikramları) görmüştü…
Yazar İsmet Bozdağ, “Kemal Tahir Söyleşileri; Mustafa Suphi’lerin katledilmesinin karanlık öyküsü” adlı yazı dizisinde Kemal Tahir’in; Lenin ve Stalin’in, Mustafa Suphi’yi Galiyev çizgisinde olduğundan Mustafa Kemal Paşa’ya para karşılığında öldürttüğüne” inandığını yazmaktadır.
Yalçın Küçük, “Erzurum Valisi Hamit Bey, Kazım Karabekir Paşa ve Erzurum’daki Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti’nin terörü marifetiyle, linçten kurtarma gerekçesiyle boğulmak üzere Erzurum’dan Trabzon’a götürüldüler”, diye yazmaktadır.
Gazeteci Metin Toker cinayetler için “neden acaba?” diye sormuş ve “Ankara, olayı hep deniz kazası olarak niteledi, Sovyetler bilgi sordular, onlara da aynı cevap verildi. Tabii o konjonktür içinde böyle bir temizleme hareketi Sovyetler’in göstereceği tepki bakımından cüretli bir teşebbüstü ama demek Sovyetler’e iyi teşhis konmuştu” diye cevaplamıştır.
1925’de Türkiye Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi’nde yer alan sonrada Kemalizm’i seçen Şevket Süreyya Aydemir, Mustafa Suphi cinayetinde yer alan kişileri; Kazım Karabekir Paşa, Erzurum Valisi Hamit Bey ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri olarak yazmaktadır.
Fethi Tevetoğlu; uzun değerlendirmelerinin sonunda “Trabzonluların ve Atatürk’ün basireti sayesinde yok edilmişlerdir” diyerek net bir yargıya varmaktadır.
Yavuz Aslan, çeşitli muhtemel çevreleri uzun uzun tartıştıktan sonra “İttihatçıların Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürtmüş olma ihtimali, diğer ihtimallere göre çok daha fazladır” diye yazmaktadır.
Mete Tunçay, cinayetin Kazım Karabekir Paşa - Vali Hamit Bey’in ortak kararlarıyla; kendi inisiyatifleri, kendi dünya görüşleri ve Doğu’da kurdukları egemenlik düzeninin gereği sonucunda öldürüldükleri görüşündedir.
Suphi’lerin öldürülmesinde son halkada yer alan kişilerin arasında (Trabzon’un kabadayılarından İttihatçı ve Kuvay-ı Milliye Kumandanı) Yahya Kâhya da bulunuyordu. Mete Tunçay’ın “Türkiye’de Sol Akımlar” kitabının basılmasından sonra Yahya Kâhya’nın oğlu Osman Kâhya, Mete Tunçay’a bir mektup yazarak babasının eylemini savunmuş ve şöyle yazmıştır: “Yahya Kâhya Bey o zamanki faktörlere göre vatani vazifesini yapmıştır, asıl katilin bugün tapılan biri olduğunu zaman gösterecektir.”
23 Haziran 1921’de Komintern Başkanı Zinovyev’e gönderilen bir belgeye göre; Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Ali Fuat Paşa “Mustafa Suphi ve diğer Türk komünistlerinin öldürülmesine hükümetin kayıtsız kaldığını” kabul etmemekte ve “Suphi’lerin öldürülmesini engellemeyen Trabzon Valisi ve emrindekilerin ağır ceza aldıklarına dair verileri -böyle bir veri hiç olmadı- ” bildireceğini söylemiştir.
Bakü’de kalan TKF üyesi Ahmet Cevat 2 Nisan 1921 tarihinde Pavloviç’e gönderdiği mektupta şöyle yazmaktadır: “Korkunç ve kanlı darbe yoldaşlarımıza 28 Ocak’ta indirildi; iki aydan uzun süreden beri yoldaşlarımız kayıp ve birçok rapora göre, Trabzon burjuvazisi ve bizzat hükümet tarafından satın alınmış cellâtların darbeleri altında yaşamlarını yitirdiler…”
Mustafa Suphi ve TKF heyetinin öldürülmelerinin 2. yılında anıları için Moskova’da çıkarılan kitapta; İlhami Saffet “Büyük Ölülerimiz ve Anadolu Diktatörlüğü”, Ahmet Cevat “Matem Günü Dolayısıyla” başlıklı makalelerinde; “Memleket dâhilinde bir nutuk irad etmemiş ve bir makale neşretmemiş 15 siyasinin alçakça itlafı nasıl kabil olabilir” diye sorulmakta ve “fedakâr yoldaşlarımız Kars’ta tilki izaz (hürmet) ve ikramatı (ikramlar) görmüştü, onlar; sınıfi farkların, sınıfi istismarların, sınıfi muhasama ve mübarezelerin lafını bile işitmeye tahammül edemeyen Türkiye bürokrat ve burjuva sınıflarının kendi sınıf menfaatlerini muhafaza için en vahşiyane cinayetler önünde zerre kadar tereddüt etmezler” denilmektedir.
Kars’ta Mustafa Suphi ve arkadaşlarının kaldıkları “Kars Tüccar Kulübü” binası,
sonradan Kars Ticaret ve Sanayi Odası.
Kazım Karabekir Paşa: “Eğer Suphi olayını sorarlarsa…
Türkiye Komünist Fırkası Merkez-i Heyet üyesi olan yedi kişiden Bakü’de kalan Kayserili İsmail Hakkı ve Süleyman Nuri dışındaki beş kişi Anadolu’ya gelen heyet içindeydiler.
Bunlardan Mehmet Emin Maçka’da alıkonulmuş, geriye kalan diğer Merkez-i Heyet üyeleri; Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Hilmi oğlu (Arap) İsmail Hakkı, Cemil Nazmi öldürülenler arasındadır.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmelerinde emrin kim tarafından verildiği bugün için bilinmemektedir.
Olayların karşılıklı temaslar sonucunda normal işleyen olumlu bir süreçten negatife döndüğü tarih; 25 Aralıkta (1920) Kazım Karabekir Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği ve “gelen heyeti bir refakatle Ankara’ya göndereceğim” telgrafından sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın Kazım Karabekir Paşa’ya 29 Aralıkta cevaben, “heyet’le siz görüştükten sonra cevabınızın bildirilmesi’ telgrafıyla değiştiği kesindir.
Bu telgrafa Kazım Karabekir Paşa’nın yanıtı ve Mustafa Kemal Paşa’nın karşı değerlendirmesi bilinmemektedir.
Bilinen ise, Kazım Karabekir Paşa’nın bu günlerden itibaren girdiği faaliyetlerden, çevirmeye başladığı kirli oyunlardan, Mustafa Suphi heyetinin Ankara’ya sokulmaması kararına varıldığı ve bunun uygulamasına geçildiğidir.
Bugün işlenen faili meçhul cinayetlerde bile olayın gerçek sorumlusunu -çoğu zaman- bulmak mümkün değilken, 1920 koşullarında bu durum daha vahimdi.
Erzurum Valisi Hamit Bey (Kapanlı), Doğu Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa, Erzurum’da kurdukları Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti ve Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerinin birlikte tertibin içinde yer aldıkları belgelerle sabittir.
Kars’ta tören yapılarak karşılanan bir heyetin kaderi Erzurum’dan sonra ölüm yolculuğuna dönmüştür.
Kazım Karabekir Paşa’nın, Mustafa Kemal Paşa ve Hükümet’in onayı olmaksızın olası sonuçları kendisini sıkıntıya düşürecek böyle bir heyetin toplu olarak öldürülmesi emrini vermesi de o günün koşullarında mümkün değildir. Bu durum, Vali Hamit ve Yahya için de keza böyledir.
Suikasttan sonra; Trabzon Valisi’nin, Hükümet’in, Kazım Karabekir Paşa’nın ve Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Ali Fuat Paşa’nın ‘olayla ilgimiz yok, bu bir deniz kazasıdır’ argümanını sözleşmişçesine dile getirmeleri oldukça anlamlıdır.
Trabzon’da, Yahya’nın Umumi Vekili Mehmet Efendi’ye ‘koş kardeşini kurtar, bunlar öldürülecek, emir büyük yerden’ diyerek gelenlerin içinden Abülkadir’in kurtarılması, Yahya’nın gelen heyetin akıbetini okuması bunun bir plan içinde gerçekleştirildiğini güçlendirmektedir.
Bu büyük cinayetten sonra Hükümet’in hiçbir soruşturma yapmaması, sorumluların bulunması konusunda teşebbüste dahi bulunmaması olayın boyutunun Erzurum ve Trabzon’u aştığını göstermektedir.
“28 / 29 Kânunusani 1921
Karadeniz Kıyılarında Parçalanan
Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının İkinci Yıl dönümleri”
adlı kitabın kapağı
Tablonun görünen yüzünün gerisinde cereyan eden olaylar ise Ankara’da tırmanmaya başlayan iktidar mücadelesinde; 1920 yılının ortalarından yılsonuna kadar geçen zaman diliminde iklimin oldukça değiştiği, komünizme ve komünistlere bakışın bu geçen dönem içinde farklılaştığı; eşraf, ağa, büyük toprak sahibi milletvekilleriyle, İttihat ve Terakki’nin tedrisatından geçmiş Batı yanlısı paşa ve memurlardan meydana gelen Büyük Millet Meclisi’nde birinci büyük ittifakın ‘komünistleri’ dışarıda bırakmak üzere geliştiği görülecektir.
Bir telgraf bilgisi ile tamamlayalım.
Olayların merkezindeki kişi Kazım Karabekir Paşa’dır. Mustafa Suphi ve TKF yöneticileri katledildikten sonra Tiflis’deki TBMM temsilcisi Kazım (Dirik) Bey’e bir telgraf göndererek; “eğer Suphi olayını sorarlarsa, onun memlekete İngilizler tarafından ve onların namına ihtilal çıkarmaya gönderildiğini, bunların aslında Hürriyet ve İtilaf partisi yandaşı olduklarını, bilhassa şaki Çerkes Ethem’in iki kardeşiyle bir olup komünizm taraftarı oldukları ve Yunanlılarla müştereken hükümet ve ordu aleyhine isyan çıkarmak üzere memlekete ayak basar basmaz her türlü anarşist şahısla ilişkiye geçtiği ve hakkında dehşetli nümayiş …” gibi, (Kazım Karabekir Paşa’nın o anda aklına gelen bütün uğursuz yalanlar bunlar olsa gerek) bunları aynı anda yapan birisi olarak gösterilmesini istemiştir.
‘Tiflis Mümessili Kazım Beyefendi’ye
Bakü’den gelerek Ankara’ya gitmek isteyen ve fakat Erzurum ve Trabzon’da ahalinin nefretli nümayişleri karşısında Batum’a kaçan Mustafa Suphi Heyeti hakkında icap edenlere âtideki malumatı verirsiniz:
Mustafa Suphi Heyeti, Türkiye’ye ayak basar basmaz İstanbul’da ve Anadolu’da komünist ve anarşist eşhastan mürekkep bazıları ile münasebata geçti. Son zamanlarda bunların bir kaçı tevkif edilerek üzerinde zuhur eden evraktan Mustafa Suphi ile muârefe ve muhabereleri olduğu ve kendilerinin Türkiye’de ihtilal çıkarmak üzere İngilizler tarafından gönderildikleri anlaşıldı. Bu mesele şahsen İngilizlerce maruf ve mergub ve esasen İngiliz ve Antanta taraftarı ‘Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na intisab etmiş olan Mustafa Suphi’nin memlekette ancak İngilizlerin hesabına ve Antanta lehine bir ihtilal koparmak niyetiyle memlekete girdiğine dair büyük şüpheler tevlid etmiştir. Bilhassa Şaki Ethem’in iki kardeşiyle birlikte komünist taraftarı oldukları ve Mustafa Suphi ile muhabereleri olduğu halde, Ankara Hükümeti’ne isyan ve Yunanlılarla müştereken ordumuz aleyhine harbe kıyam etmeleri bu şüpheyi takviye etti. Memleketin her tarafında Mustafa Suphi aleyhinde dehşetli nümayiş oldu.
Şark Ordu Kumandanı
Kazım Karabekir’
Kaynaklar
Milliyet Gazetesi Arşivi.
Rüstem Aziz (Derleyen), Mustafa Suphi’ler (Şahsi Dosyası-Değerlendirmeler-Anmalar), Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul 2009.
Yavuz Aslan, Türkiye Komünist Fırkası’nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi, T.T.K. Yayınları, Ankara 1997.
Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar 1 (1908-1925) Belgeler 2, BDS Yayınları, İstanbul 1991.
Hamit Erdem, Mustafa Suphi, Sel Yayıncılık, İstanbul 2010.
Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm, Sarmal Yayınevi, İstanbul 1995.
Mahmut Goloğlu, Milli Mücadele Tarihi IV, Cumhuriyete Doğru, T. İş Bankası Yayınları, İstanbul 2010.
Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul 2003.
Fethi Tevetoğlu, Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1967.
Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, Kaynak Yayınları, İstanbul 2007.
Mustafa Suphi ve Yoldaşları, “28-29 Ocak 1921”i Unutma, İnfo-Türk Ajansı, Brüksel 1975.
Yücel Demirel (Çeviren) TKP MK 1920-1921 Dönüş Belgeleri-1, Türkiye Sosyal Tarih Araştırmaları, İstanbul 2004.
Yalçın Küçük, Sırlar, YGS Yayınları, İstanbul 2001.
Devamını oku ...