08 Ekim 2014

,

Silâhın Liberalizmi


Geçen sene İstanbul Üniversitesi’nde bir grup İslamcı, Antikapitalist Müslüman gençlere saldırdı. Saldırırken söyledikleri şuydu: “Allah, Tevhid diyorsunuz ama savaşmıyorsunuz, bu kelimeleri kullanmaya hakkınız yok.” Aynı grup, geçenlerde İslam’a hakaret ediliyor diye solcu gençlere saldırdılar.

“Haricîlerin devrimci tarihi yazılmayı bekliyor” diye twitler döşenen “Marksistler”in bu İslamcılardan ve başka bir düzlemde de PKK’den öğrendiği bu: şiddeti ve silâhı her türden teorik, ideolojik ve politik mücadeleyi ezmek için kullanmak. Aynı “Marksistler”in bugün IŞİD’e küfretmelerinin anlamı yok, zira aynı kafadalar. Kimi zaman PKK, kimi zaman IŞİD basit bir bahaneden ibaret.

IŞİD de aynısını yapıyor çünkü. İslam tarihinden salt savaş dönemine ait şeriatı cımbızlayıp alıyor ve ona din diye tapıyor. Bu din mazlumun dinî mücadelesini ezmek için sivriltiliyor. Militanları, çekilen videolara düşen görüntülerde, “sıkıntı içinde olmak ibadettir” diyorlar. Bugün Kobanê’nin ara sokaklarında, yanına düşen bombadan irkilmeden, istifini bozmadan işine devam etmelerinin nedeni burada. Bugün böylesi araçsal militanlara seslenen “Marksistler” de IŞİD’den çok şey öğreniyorlar. Devrim cenneti hikâyeleri, tartışmayan, sorgulamayan emir kulları, villalarında ve barlarında twit atan ucuz komutanlar…

Silâhın ve şiddetin liberalizmi burada hüküm sahibi oluyor. Bireyler, kolektif bir teorik, ideolojik ve politik mücadelenin adsız-adressiz neferleri olmamayı silâh sayesinde gerekçelendiriyorlar. Toplam, nesnel süreç o bireyleri aşabildiği ölçüde devrimcileşebiliyor. Bu kesimler, “liberal” kelimesini “eline silâh almayan” olarak tarif ediyorlar. Oysa ele silâh alanın silâhtan ötürü liberalizmden azade kaldığı bir yanılsamadan ibaret.

Şiddetin ve silâhın ağırlık merkezini teşkil etmesinin, gerçeğin pusulası olmasının sebebi, verili kolektif teorik, ideolojik ve politik mücadeleyi dumura uğratmak; daha doğrusu, kendi bireyliğinde kilitlenmiş teorinin, ideolojinin ve politikanın, yani geçmişe ait öznelik hâlinin korunmasını sağlamak. Liberalizm, sadece kendi iradesinin irade, başkalarının iradesini yanılsama olarak kodlamak. Liberalizm, sadece kendi sözünün söz, başkalarının sözünü gevezelik olarak görmek.

Kobanê kıyamı, bir tür solculuk bağlamında, ilerlemeciliğe, modernizme ve batı aydınlanmacılığına dönük bir savunmaya âlet edilmek isteniyor. IŞİD bahane edilerek, tüm sakallı erkeklerin, peçeli kadınların düşman bellenmesinin başka bir izahı yok. Gezi ile kurulmaya çalışılan ilişki bunu gerektiriyor. Yaşam tarzlarının tehdit altında olduğunu gören kentli orta sınıflara hamilik yapılmak isteniyor. Onlarsa, çoktan devletten veya burjuvaziden yana saf tutmuş durumdalar. Bir AKP’li TV’de, “kapitalizm doğuda ilerledikçe bu meseleler çözülür” diyor. Silâhın ve şiddetin liberal boyutu, ağırlığı bu tarafa veriyor, ilerleyişin önündeki engelleri kaldırmaya. O nedenle Amerika’yla görüşülüyor, o nedenle ihaleler alınıyor, o nedenle çözüm süreci belirli bir hatta zorlanıyor.

Bu aşamada sol diyor ki, “AKP devlet oldu, bunu da İslam’la yaptı, demek ki AKP’ye vurmak için İslam’a vurmak gerek.” Burada, AKP’yi gayri İslam olarak görüp ona karşı kıyam edebilecek kitlelere karşı körleşmek var.

Sol diyor ki, “Kürdistan, Kobanê, benim örgütüm, derneğim vs. batının ilminden icazet almadan ilerleyemez, vur İslam’a!” Burada, İslam’a vurmayı, batıya giriş bileti olarak görmek, batıya karşı savaşacak kitlelere karşı körleşmek var.

Sol diyor ki, “sınıf benim, devrim benim, ben ne dersem odur, düşman mevzilerindeki çatlakların önemi yok, teori de, ideoloji de, politika da benden sorulur.” Burada olmuş bitmiş bir sınıf, olmuş bitmiş bir devrim, olmuş bitmiş bir ben, olmuş bitmiş bir düşman var ama sınıfsal, devrimci, düşmana saldıran bir pratikten, hâsılı olacak olandan eser yok.

Bu ortamda, “Haricîlerin devrimci tarihi yazılmayı bekliyor” diyenlerin tilmizleri, içki masalarının ortasına bir rakı şişesi koymuşlar, çeviriyorlar. Geçen sene “devrimci örgütler boş oturacaklarına Esad’la savaşsınlar” diyorlardı, bugün de fırsattan istifade, “biz aslında Kobanê’yi kastetmiştik” diyorlar. Her şey üç beş müşteri eksilmesin diye. Liberalizm, herkesi müşteri kılma iradesi; “irade ancak müşterileşmeyle mümkündür” yalanı.

Başarıya kilitlenmiş bir pratik, geçmişten sadece başarılı gördüğü örneklere kilitlenir ve onları istismar eder. PKK güçlüdür, o zaman onun nasıl güçlü olduğuna bakılır, neden güçlü olduğuyla ilgilenilmez, silâh edebiyatı yapılır, güç ve şiddet üzerine nameler düzülür, böylelikle hüküm konulacağı, PKK gibi güçlü olunacağı zannedilir. PKK kendisi gibi bir öznedir, iradedir, Allah’ın Apo’su yapmışsa, kendisi haydi haydi yapar. Burada, arka plandaki Kürd mücadelesinin, Kürd halkının esamisi okunmaz, zira onun hiçbir önemi yoktur. Zaten onlar küçük, hatta tehlikeli görüldüğü için özel ve biricik olana hapsedilmektedirler.

Silâhın liberalizmi öyle güçlüdür ki, tüm küçük burjuva pratiklerinin tarihini kendisine kapatır. Her şeyi kendisinde başlatıp kendisinde bitiren yüce irade, öyle sarhoştur ki karşısında ne toplum kalır ne de tarih. Tam da bu yüzden 12 Eylül değil, “Gezi bir milattır”. İllâki bir milada ihtiyaç duyar, kendisini allayıp pullaması için bu şarttır.

Silâhın liberalizmi öyle maddedir, öyle ilahidir ki, savaş ve ayaklanmanın diyalektiği onda ölmek zorundadır. Mesele IŞİD ise, toplum içerisinde IŞİD karşıtı tüm mevzilerin kolektifleştirilmesi esastır. Oysa o gider, IŞİD’in ilk geldiğinde keseceği İrancıya ve Caferî’ye saldırır. IŞİD karşıtlığını görmemek, işitmemek, liberalizmdir.

Esenyurt DBP ilçe başkanının, bağlandığı TV kanalında, kasten, on kez “Romanlar” demesinin nedeni buradadır. Demek ki “demokratik özerklik” o Romanları içermemiştir. Bir malumata göre, Kobanê’ye saldıran IŞİD’lilerin komutanı gene Kobanê’li bir Kürd’dür. Demokratik özerklik, onu da kapsamamıştır. Filistinli Arap’ı küçümseyen bir dilin sosyal âlemde dolaşıma sokulması da bu açıdan hayra alamet değildir. Romanları hedef göstermek çıkış değildir, geçmişte tecrit edilmek istenen ama zor günde omuzdaş olan Cephelileri hedef göstermek gibi. Mesele, teorik, ideolojik ve politik çatlakları takip edebilmektir. Evleri yıkılan Romanları AKP ve MHP’nin yanına savuran dinamikler ancak buradan anlaşılabilir. İrade, isteyince uçabileceğini düşünen irade, bu dinamiklere kör olmak zorundadır.

Bir rivayete göre, önümüzdeki seçimlere yönelik HDP-CHP ittifakı için alttan alta bir çalışma yürümektedir. Dolayısıyla silâhın ve şiddetin liberalizmi bu ittifak için gerekli taşları temizlemektedir. Silâhın liberalizminin başat hâle gelmesi ya da zahirde öyle görünmesi bu ittifak niyetleri içindir. Kavganın ucuz diplomasiye kurban edilecek bir yanı yoktur, olmamalıdır. “Rahat koltuklar”ın düşüncesi, ideolojisi hüküm sahibi olmamalıdır. Maalesef birkaç aydır sağda solda “iç savaş” edebiyatının ısıtılıp durması bu ideolojiyle ilgilidir. O, ehline helâl, naehle haramdır.

Silâhın liberalizmi, Allah inse gene de tövbe etmeyecek ölçüde kör ve sağırdır. Çünkü kendisini Allah zannetmektedir. Bu liberalizm, sömürüye ve zulme karşı dövüşen halkın namlusuna kendi varlığını mermi niyetine sürenleri tasfiye etmek zorundadır.

Kobanê’nin kendi liberal, küçük burjuva dünyaları için direndiğini zannedenler, fena hâlde yanılmaktadırlar.

Eren Balkır
8 Ekim 2014

0 Yorum: