18 Kasım 2009

, ,

Komünizm ve Pan-İslamizm

Bu konuşma, 12 Kasım 1922 tarihli Dördüncü Komünist Enternasyonal Kongresi’nde Endonezyalı marksist Tan Malaka’ya aittir. “Pan-İslamizme karşı mücadele” gereğine vurgu yapan İkinci Kongre’de benimsenen ve Lenin tarafından hazırlanan tezlere vurguyla Tan Malaka, meseleyi daha olumlu bir yaklaşımla tartışır. Tan Malaka (1897-1949) 1921’de Endonezya Komünist Partisi başkanı seçilir, ancak bir yıl sonra sömürge güçleri onu ülkeden ayrılmaya zorlar. Ağustos 1945’teki bağımsızlık ilânının ardından geri dönüp Hollanda sömürgeciliğine karşı yürütülen mücadeleye iştirak eder. 1948’de Partai Murba’nın (Proleter Parti) lideri olur ve Soekarno hükümetine karşı işçi muhalefetini örgütlemeye çalışır. Şubat 1949’da Tan Malaka Endonezya ordusunca ele geçirilip idam edilir.

* * *

Yoldaşlar! General Zinovyev, General Radek ile diğer Avrupalı yoldaşların konuşmaları ve biz doğulular için de önem arz eden birleşik cephe sorununun önemi üzerinde durulması ardından, Cava Komünist Partisi adına doğunun yüz milyonlarca mazlum insanı için birkaç söz söylemem gerektiğini düşünüyorum.

İki generale birkaç soru yöneltmem gerekiyor. General Zinovyev, Cava’da kurulacak bir birleşik cephe ile ilgili muhtemelen pek bir şey düşünmüyor; belki de bizim birleşik cephemiz diğerlerinden farklı olacak. Ancak İkinci Komünist Enternasyonal Kongresi’nin kararı, pratikte bizlerin devrimci milliyetçilikle birlikte birleşik cephe kurmamız gerektiği anlamını ihtiva ediyor. Bizlerin de kabul etmesi gerektiği üzere, bizim ülkemizde de birleşik cephe oluşturmanın bir ihtiyaç olduğu koşullarda bizimki sosyal demokratlarla değil, devrimci milliyetçilerle birlikte kurulabilir. Ancak milliyetçilerin emperyalizme karşı kullandıkları taktikler bizim taktiklerimizden çoğunlukla farklıdırlar; örneğin boykotu ve Müslüman kurtuluş mücadelesini, yani Pan-İslamizmi ele alalım. Bunlar, benim özel olarak dikkate aldığım iki mücadele biçimi olduğundan, şu soruları yönelteceğim. İlk olarak şunu sorayım: millî boykot hareketini destekleyecek miyiz desteklemeyecek miyiz? İkinci soru ise şu: İslamizme evet mi hayır mı? Cevap “hayır” ise bu konuda ne kadar ileri gideceğiz?

Benim de kabul etmem gerekir ki boykot, kesinlikle bir komünist yöntem değildir, ancak öte yandan o, Doğu’daki politik-askerî teslimiyet koşullarında elverişli en keskin silâhtır da. Son iki yıl içinde Mısır halkının 1919’da Britanya emperyalizmine karşı gerçekleştirdiği boykot hareketinin başarısına ve aynı şekilde 1919 sonu ile 1920 başında büyük Çin boykotuna tanık olduk. Britanya kontrolündeki Hindistan’da da yakın dönemde bir boykot hareketi gerçekleştirildi. Önümüzdeki birkaç yıl içinde doğuda farklı boykot biçimlerinin uygulamaya konulacağına tanık olabiliriz. Bizler, boykotun bizim yöntemimiz olmadığını biliyoruz; o, esasen milliyetçi burjuvaziye ait olan küçük-burjuva bir yöntem. Daha fazlası da söylenebilir: boykot, yerli kapitalizmin desteklenmesi demektir. Fakat bizler, ayrıca Britanya kontrolündeki Hindistan’da gerçekleştirilen boykotun ardından bin sekiz yüz liderin hapishanelerde çürüdüğünü, boykotun oldukça devrimci bir hava yarattığını ve boykot hareketinin silâhlı ayaklanmaya doğru gelişme ihtimali karşısında Britanya hükümetinin fiiliyatta Japonlardan askerî yardım istemeye mecbur kaldığını da biliyoruz. Dahası Hindistan’daki Muhammedî liderler, Dr. Kirçiyef, Hasret Muhani ve Ali Kardeşler’in gerçekte milliyetçi insanlar olduğundan da haberdarız; Gandi tutuklandığında ortaya koyduğumuz, kaydedilebilecek tek bir tepkimiz bile yok. Ancak Hindistan’da halk oradaki her devrimcinin bildiğini tam manasıyla biliyor; kısmî bir isyan ancak yenilgi ile sonuçlanır, zira bizim orada hiç silâhımız ve askerî mühimmatımız yok, dolayısıyla boykot meselesi, bugün ya da yarın biz komünistleri sıkıştıracak bir husus hâline gelecektir. Hem Hindistan’da hem de Cava’da bizler, birçok komünistin Cava’da bir boykot hareketi başlatma eğiliminde olduğunun farkındayız, muhtemelen bunun nedeni, Rusya’dan dünyaya yayılan komünist fikirlerin uzun süredir unutulmuş olması ya da Britanya kontrolündeki Hindistan’da komünist hislerin tüm harekete meydan okuyacak biçimde, dizginlerinden kurtulmuş olmasıdır. Her halükârda bizler, bu meseleyle yüzleşmiş durumdayız: bu taktiği destekleyecek miyiz yoksa desteklemeyecek miyiz? Bu noktada ne kadar ileri gidebiliriz?

Pan-İslamizm uzun hikâye. Her şeyden önce sizlere İslamcılarla işbirliğine gittiğimiz Doğu Endonezya’daki deneyimlerden söz edeceğim. Cava’da çok sayıda fukara köylüyü içinde barındıran oldukça büyük bir örgüt var: Sarekat İslam (İslam Birliği). 1912 ve 1916 arasında bu örgütün bir milyon üyesi vardı, muhtemelen bu sayı üç ilâ dört milyona ulaşıyordu. Epey büyük bir halk hareketi olan Sarekat İslam, kendiliğinden ve alabildiğine devrimci bir içerikle ortaya çıktı.

1921’e dek bu hareketle işbirliği kurduk. On üç bin üyesi bulunan partimiz sözkonusu halk hareketine gitti ve orada propaganda faaliyeti yürüttü. 1921’de Sarekat İslam’ın programımızı benimsemesi noktasında başarıya ulaştık. İslam Birliği de fabrikaların kontrolü ve “tüm iktidar fukara köylülere, tüm iktidar proleterlere” şiarı adına köylerde faaliyet yürüttüler! Yani Sarekat İslam da, kimi vakit farklı isimler altında da olsa, komünist partimizle aynı propagandayı yürüttü.

Ancak 1921’de Sarekat İslam liderliğine dönük acemi bir eleştirinin sonucunda ayrışma yaşandı. Birlik içindeki ajanları aracılığıyla hükümet ayrışmayı ve ayrıca İkinci Komünist Enternasyonal Kongresi’nin “Pan-İslamizme karşı mücadele” kararını kendince istismar etti. Sıradan köylülere ne söylediler? Şunu: "Gördünüz mü, komünistler, sadece ayrışma değil, dininizi de yok etmek istiyorlar!" Bu sözler, sıradan Müslüman köylüsü için çok fazlaydı. Köylü kendisini düşündü: “bu dünyada her şeyi kaybettim, cenneti de mi kaybetmem gerekiyor? Bu olmayacak!” İşte sıradan Müslüman’ın fikri budur. Hükümet ajanları ile birlikte çalışan propagandacılar, bu durumu oldukça başarılı bir biçimde istismar ettiler. Sonuçta biz de ayrıştık. [Başkan: “süreniz doldu.”]

Ben Doğu Hint Adaları’ndan geldim ve kırk günüm yolda geçti. [Alkışlar.]

Sarekat-İslam’cılar propagandamıza inanıyorlar, ancak bir halk tabiri kullanmam gerekirse, onlar mideleri ile bizimle, kalpleri ile Sarekat İslam, yani cennetle birlikteler. Zira cennet, bizim onlara asla veremeyeceğimiz bir şey. Dolayısıyla bu insanlar, bizim mitinglerimizi boykot ediyorlar ve artık içlerinde propaganda faaliyeti yürütemiyoruz.

Geçen yılın başından beri Sarekat İslam ile yeniden bağ kurmak için çalışıyoruz. Aralık’taki kongremizde, Sovyetler'de ve uluslararası kapitalizme karşı mücadele ile işbirliğine gitmiş olan Kafkasya’daki ve diğer ülkelerdeki Müslümanların kendi dinlerini daha iyi anladıklarını söyledik. Ayrıca eğer kendi dinleri için propaganda yapmak istiyorlarsa yapabileceklerini ama bu işi mitinglerde değil, camilerde yapmaları gerektiğini ifade ettik.

Mitinglerde bizlere şunlar soruluyor: Müslüman mısınız -evet mi hayır mı? Allah’a inanıyor musunuz -evet mi hayır mı? Peki, biz nasıl cevap veriyoruz? Evet, Allah’ın huzurunda durduğumda ben bir Müslüman’ım, insanların huzurunda ise Müslüman değilim [şiddetli alkışlar], çünkü Allah insanların arasında çok sayıda iblisin olduğunu söylüyor! [şiddetli alkışlar.] Böylelikle elimizdeki Kur’an ile liderlerine bir mağlubiyet yaşattık ve geçen yılki kongremizde Sarekat İslam liderlerini kendi üyeleri aracılığıyla bizimle işbirliğine mecbur ettik.

Geçen yıl Mart’ta genel grev başladığında, demiryolu işçilerinin bizim liderliğimiz altında toplanmış olması sebebiyle, Müslüman işçilerin bize ihtiyacı oldu. Sarekat İslam liderleri şunu söylediler: “bizimle işbirliğine gitmek istiyorsunuz, o hâlde sizin bize yardım etmeniz gerekiyor. Elbette bizler de onlara gittik ve şunu söyledik: “evet, Allah kudretlidir, ancak O dedi ki bu dünyada demiryolu işçileri daha kudretlidir!” [şiddetli alkışlar.] Demiryolu işçileri, Allah’ın bu dünyadaki yürütme komitesidir. [gülüşmeler.]

Ancak bu, meseleyi hâl yoluna koymuyor, yeni bir ayrışma yaşadığımız vakit hükümet ajanlarının gene orada, Pan-İslamizmle birlikte olacağından eminiz. Demek ki Pan-İslamizm, oldukça acil bir mesele.

Fakat bugün herkes, ilkin Pan-İslamizm sözcüğünün gerçekte ne anlama geldiğini kavraması gerekiyor. Pan-İslamizmin belli bir tarihsel önemi mevcut; o, İslam’ın tüm dünyayı, bir elde kılıç, fethetmesi gerektiğini, bu fethin halife liderliğinde gerçekleşmesini ve halifenin de Arap kökenli olması zorunluluğunu ifade ediyor. Muhammed’in vefatından dört yüz yıl sonra Müslümanlar üç büyük devlete bölünmüşler ve böylelikle tüm Müslüman dünya için cihat önemini yitirmiş. Böylelikle Allah adına halife ve Müslüman bölgesinin tüm dünyayı fethetmesi fikri anlamını kaybetmiş, zira İspanya halifesi, “gerçek halife benim, bayrağı ben taşımalıyım.” demiş, aynı sözü Mısır ve Bağdat halifeleri de tekrarlamışlar: “gerçek halife benim, çünkü ben Arap Kureyş kabilesi mensubuyum.”

Bu sebeple Pan-İslamizm, artık ilk özgün anlamına sahip değil, günümüzdeki pratiğinde tümüyle farklı bir anlama sahip. Bugün Pan-İslamizm, millî kurtuluş mücadelesine işaret ediyor, zira Müslümanlar için İslam, her şey demektir. O, sadece bir din değil, ayrıca bir devlet, ekonomi, yiyecek ve diğer her şeydir. Ayrıca Pan-İslamizm, günümüzde tüm Müslüman halkların kardeşliğini, dahası sadece Arapların değil, Hindistanlıların, Cavalıların ve tüm mazlum Müslüman halkların kurtuluş mücadelelerini ifade ediyor. Bu kardeşlik, pratikte sadece Hollanda kapitalizmine değil, İngiliz, Fransız ve İtalyan kapitalizmine, dolayısıyla tüm dünya kapitalizmine karşı kurtuluş mücadelesi anlamına geliyor. Endonezya’daki mazlum sömürge halkları arasında, dünyadaki farklı emperyalist güçlere karşı kurtuluş mücadelesine ilişkin yürüttüğü gizli propagandaya göre Pan-İslamizmin bugün sahip olduğu anlam, işte budur.

Bu, bizler için yeni bir görevdir. Millî kurtuluş hareketlerini desteklemek istediğimiz gibi emperyalist güçlerin kontrolünde yaşayan oldukça faal, savaşçı iki yüz elli milyon Müslüman’ın kurtuluş mücadelesini de desteklemek istiyoruz. Bu sebeple tekrar soruyorum: bu anlamda Pan-İslamizmi desteklemeli miyiz?

Konuşmamı bitiriyorum. (Heyecanlı alkış sesleri).

Tan Malaka
[1922]
Kaynak

0 Yorum: