Ağlayabilseydiniz Anlayabilirdiniz

Necip Fazıl, alanında ne yazık ki hâlâ tek olan o ünlü Reis Bey kitabında kendi deneyim ve inançlarını imanına dönüştürmüş bir hâkimi anlatır.
Reis Bey, Başkalarının adalet taleplerini kendi katı inançları ile savuşturan inatçı, sert ve peşin hükümlü bir hâkim olarak önüne gelen insanların çığlıklarına karşı sağırdır. Toplumun selameti için merhameti dışlar ve masumiyet iddialarına kulak vermeyi gerçek adaletin tecellisinde bir tehlike olarak görür: “Ferde verdiğim ceza isabetsiz olabilir; Cemiyete aradığım deva isabetlidir” der.
Reis Bey, toplam adalete yüzünü dönmüştür. Önündeki insanı bir türlü göremez. Kendi peşin algılarını duruşma adı altında sözde kanıtlamaya girişirken, masum bir insanı idama kadar götürmekten çekinmez. Temel felsefesi ise “bir masuma kıymaktansa, bin suçlu salıverilebilir” anlayışına karşı “toplumu korumak için bin masuma idam gömleği giydirilebilir” mealindedir.
Kısakürek, insanlarla bir türlü olağan bir bağ kuramayan ve önündeki gelişmelere doğru anlamlar veremeyen Reis Bey’e “ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz” dedirtir idama götürülen masumun ağzından.
Ona göre ağlayabilmek ile anlayabilmek arasında doğrudan bir bağ vardır. Ve haklıdır: Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz...
Necip Fazıl’ın Reis Bey oyunu, eşsiz bir yargı, hâkim-savcı eleştirisini içerir ve bugün de hepimize yol göstericidir. Bu nedenle hatırlamanın ve hatırlatmanın tam zamanıdır...
Gelin İki Maraşlıya kulak verelim: Necip Fazıl’ı bir kez daha okuyalım ve bir de Mahzuni’yi dinleyelim...
Şimdi tüm masumlar için gelsin: Mahzuni’den "Deve Karıncaya Binmiş Geziyor...”
Orhan Gazi Ertekin


Hiç yorum yok: