03 Aralık 2015

Gökkuşağının Ana Rengi Kızıldır

“Renkli devrim” terimi bir şifre. Bu şifre, çoğunlukla Ulusal Demokrasi Vakfı [NED] ve muhtelif cepheleri türünden araçları devreye sokan CIA’in faaliyetleri ile eşanlamlı olarak kullanılıyor.

Ancak CIA müdahalelerinin sonucu olan tüm faaliyetler, birer renkli devrim olarak cereyan etmediler; bu anlamda renkli devrimlerden bahsetmek, kimi benzer süreçleri dışarıda bırakıyor. Dahası, renkli devrim olarak tarif edilen tüm gelişmeler ister istemez CIA eliyle gerçekleştirilmiş müdahale ve planlamanın özgül bir sonucu da değiller.

Masaya yatırılan bu olguyu özünü kavrayacak şekilde tanımlamak amacıyla ben bu olgunun bir “Rejim Değişikliği Pazarlaması” süreci olarak tanımlanmasını öneriyorum. Neden pazarlama? İlk olarak burada biz, rejim değişikliğinin zor yoluyla meydana geldiği örnekleri tarif etmiyoruz. Aksine bu model, sahip olduğu özelliklere binaen, şiddete dayalı olmayan bir rejim değişikliğine odaklanıyor. Ayrıca rejim değişikliğine dönük çabaları desteklemek için Ulusal Demokrasi Enstitüsü, Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı [USAID] ve diğer kurumların somut fonlar tahsis ettiğine dair kayıtlar ve raporlar mevcutsa da, sürecin özünü para teşkil etmiyor.

“Pazarlama” terimini kullanmamın nedeni, bu sürecin bir malın pazarlanması sürecine dâhil olan tüm tekniklerden istifade ettiğinin anlaşılmasına ihtiyacımız olmasıdır. Seçim, odak grupların kullanılması, belirli imajların geliştirilmesi, “markalama” bu modelin birer parçasıdır. Yeni bir ürünü satmak, yeni bir yaşam tarzını satmak, yeni bir hükümeti satmak, aynı şeydir. Bu, Fritz Haug’un “göze girmek” olarak tarif ettiği türden bir süreçtir. Satıcı, potansiyel alıcının gözüne girmeye çalışır: “Göze girmek isteyen, cazip ve istenilir olmak zorundadır. Her türden mücevher, kumaş, koku ve renk güzelliğin ve arzulanırlığın birer aracıdır.”[1] Burada rejim değişikliğinin pazarlanması konusunda belirli bir paralelliğin olduğu, inkâr edilemez bir gerçekliktir. Milošević’in yıkılması sürecinde merkezî bir rol oynayan Sırp gençlik grubu Otpor’un kurucularından Ivan Marovic’in de tespitiyle, politika sıkıcı bir uğraştır.

“Politika hiç de havalı bir uğraş değildir. Normal insanlar politikadan nefret ederler. […] ama rejim değişikliği yapmak istiyorsanız, o normal insanlara ihtiyacınız vardır. Rejim değişikliği için politikayı seksi kılmak zorundasınız. Politikayı havalı yapın, afili kılın. Devrimi bir moda hâline getirin.”[2]

Direniş anlamına gelen Otpor, rejim değişikliğinin pazarlanması için bir ön modeldir. 1998’in sonunda üniversite öğrencileri arasında bir protesto hareketi olarak çalışmalarına başlayan Otpor, iki yıl içerisinde muazzam bir büyüme kaydeder. Kullandığı yöntemler arasında “yüksek kaliteli iletişim stratejisi geliştirme”, “başarılı bir hareket algısı yaratma”, “aktivistlerin bilgi ve becerilerine yatırım yapma” ve “dış destek imkânları oluşturma” vardır. Grup, sokak tiyatroları, mizah, konserler, afişler, stikırlar, internet, faks ve eposta, eğitim el kitapları dağıtma ve aktivistler için atölyeler ile Milošević’e karşı başarılı bir kampanya yürütürler.[3]

Bu pazarlama kampanyası için Otpor, Ulusal Demokrasi Vakfı’ndan [NED], Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü [IRI] ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’ndan [USAID] mali destek alır. Örneğin bu fonlar, cep telefonları ve bilgisayar satın almak, 20.000 seçim gözlemcisi tutup eğitmek, poster, rozet ve tişörtlerin dağıtıldığı incelikli bir pazarlama kampanyası yürütmek için kullanılır.[4]

Sadece parasal destek sunulmaz. Sırbistan’daki ve diğer pazarlardaki rejim değişikliği süreçleri, CIA ve muhtelif şebekelerden eğitim ve kılavuzluk hizmeti alırlar. Örneğin IRI, Ekim 1999’da Otpor liderleriyle Karadağ ve Budapeşte’de on toplantı düzenler ve Mart 2000’de, Budapeşte’de şiddete dayalı olmayan direnişle ilgili düzenlenecek seminere katılmaları için yirmi küsur lidere para verilir. Burada başka şeyler yanında eğitim verilir. Katılımcılara sembollerle iletişim kurma yöntemleri, korkunun nasıl aşılacağı ve diktatöryel rejimin otoritesinin nasıl çökertileceği öğretilir. Bu rejim değişikliği modeli, 2000’de Otpor’un elde ettiği başarı ardından başka yerlere yayılır; Olağan şüphelilerce fonlanan Otpor delegeleri, Doğu Avrupa’da ve Ukrayna, Belarus, Arnavutluk, Rusya, Kırgızistan, Özbekistan, Lübnan, Venezuela ve Mısır gibi yerlerde gençlik örgütlerine eğitim verirler.[5]

Rejim değişikliği pazarlaması, çok iyi geliştirilmiş bir stratejiyi takip eder. Bu strateji, Gene Sharp yönetimindeki, ismi gayet zekice konulmuş Albert Einstein Enstitüsü eliyle inşa edilmiş ve yaygınlaştırılmış bir stratejidir. Sırbistan’da ABD hükümetinin fonladığı bir örgüt olan Özgürlük Evi [Freedom House] Gene Sharp’ın kaleme aldığı From Dictatorship to Democracy [“Diktatörlükten Demokrasiye”] isimli kitabın beş bin nüshasını basıp dağıtmak için Sırp örgütüne kaynak temin eder. Sharp’ın The Politics of Nonviolent Action [“Şiddete Dayalı Olmayan Eylem Siyaseti”] isimli kitabından istifade eden Otpor, “Otpor Kullanım Kılavuzu”nu yayınlar. Son olarak Otpor aktivistleri, yukarıda bahsi edilen Budapeşte seminerinde Albert Einstein Enstitüsü Başkanı Robert Helvey’den doğrudan eğitim alırlar.[6]

Bu eğitimin amacı ve niteliği çok açıktır. Gene Sharp’ın Şubat 2002’de verdiği röportajda ifade ettiği üzere, “kütlesel bir mücadele için bir strateji veya süper plan geliştirmek gerekmektedir. Onlara her şeyi adım adım ele alan bir kılavuz hizmeti sunan bir yazın geliştirerek yardım edebiliriz. ‘Birinci adımda şunu yapın, sonra şunu’ denilebilir, her şey enine boyuna anlatılabilir.”[7] Politik ajanda çok açıktır. ABD Savunma İstihbarat Kurumu’nda görev almış emekli albay Helvey, Gene Sharp’ı ilkin seminerde dinlediğini söylemektedir. Helvey’nin yorumuna göre, “her şey politik iktidarı ele geçirmek ya da başkalarını iktidardan mahrum etmekle ilgilidir” [Newsday, 26 Aralık 1999, Amerikan Girişimciler Enstitüsü (AEI) 1993-99 raporu içinde yeniden yayınlandı, s. 7]. Elbette hedef politik iktidarı ele geçirmekse, bu hedefe ulaşmak için gerekli asli araç da taktik meselesinin kendisidir. Helvey bu hususu On Strategic Nonviolent Conflict [“Stratejik Şiddete Dayalı Olmayan Çatışma Üzerine” –AEI tarafından 2004’te yayımlandı] isimli çalışmasında açıklığa kavuşturmaktadır: “Şiddete dayalı olmayan strateji, silâhlı çatışmadan farksızdır, tek istisna, burada farklı silâh sistemlerinin kullanılıyor olmasıdır.”[8]

Şiddete dayalı rejim değişikliği ile rejim değişikliği pazarlaması arasındaki ince çizgi, Venezuela örneğinde net bir biçimde görülebilmektedir. Hem Chávez’e karşı 2002’de ABD desteğiyle gerçekleştirilen darbenin hem de sonrasında, 2002-3 kışında “patronlar”ın lokavtının başarısız olması üzerine rejim değişikliğinin ABD’li destekçileri B planına geçiş yaptılar. Albert Einstein Enstitüsü’nün hazırladığı yıllık raporun da gösterdiği üzere Helvey ve diğer AEI üyeleri, 2003’te darbe destekçileriyle “dokuz günlük bir danışma toplantısı” düzenlediler. Rapora göre, “danışma toplantısının amacı Venezuela’da demokrasiyi tesis etmek için şiddete dayalı olmayan bir strateji geliştirmek amacıyla gerekli beceriyi darbe destekçilerine sağlamaktır.”[9] Özetle B planı, rejim değişikliği pazarlaması üzerinde duruyordu. Reuters’e göre (30 Nisan 2003) bu toplantı Venezuela’nın seçkin bir özel üniversitesinde, gizli gerçekleştirildi ve toplantı salonunun kapısında “Stratejik Pazarlama Semineri” yazısı asılıydı.”[10]

2004’teki referandumda Chávez’in büyük bir oy çoğunluğu ile zafer kazanması, kendilerini “stratejik pazarlama” faaliyetine adamış olanları caydırmadı. 2006’da Eva Golinger’ın da ifade ettiği üzere, 2004-2006 arası dönemde fon temin eden Venezuelalı örgüt sayısı iki katına çıktı. Venezuelalı öğrenciler, B planının önemli bir parçasıydılar. 2005’te öğrenci liderleri, Otpor temsilcileriyle bir araya gelmek için Belgrad’a gittiler, oradan da Gene Sharp’tan görüş almak için Boston’ı ziyaret ettiler. Chávez, Aralık 2006 seçimlerinde de zafer kazanınca 2007’de muhalif öğrenciler yüzlerini sokak gösterilerine çevirdiler, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde AEI yazınında ve pratikte (Gürcistan ve Kırgızistan gibi) bir dizi ülkede karşımıza çıkan Otpor sembollerini kullandılar. Bu noktada söz konusu öğrenciler, boyalı eller ya da siyah-beyaz sıkılı yumruk şablonları kullandılar.[11]

Venezuela’da rejim değişikliği pazarlaması istenilen sonuçları doğurmadıysa da dünyanın başka yerlerinde bu yöntemler kullanılmaya devam etti. Potansiyel tüketicilerin gözüne girme, eğitim, para çantaları üzerine kurulu, iyi geliştirilmiş strateji, şiddete dayalı rejim değişikliğinin başarısız olduğu yerde başarılı oldu. Gene de her şeyle ilgili olarak CIA’i suçlamak büyük bir hata olacaktır. Mal satma çabaları ile kurulan analoji, öğretici olmalıdır. Tüketim ideolojisi konusunda reklâmların varlığını suçlamak nasıl bir hata ise, rejim değişikliği pazarlaması konusunda da CIA’yi suçlamak aynı ölçüde bir hatadır. Bir mal ancak bir kullanım değerine sahipse satılabilir. Reklâm ve pazarlama kampanyası arzuları, belirli bir yöne kanalize etmek için kullanılırlar. Bu noktada bizim potansiyel tüketicilerin niteliğinden işe başlamamız gerekir.

Belirli bir toplumda ne tür insanlar üretilmektedir? Burada önemli olan, üretim ilişkileridir. Belirli üretim ilişkileri ne türden insanlar üretmektedir? Marx, kapitalizmde işçi sınıfının gökten zembille inmediğini net bir biçimde ifade etmektedir. Aksine Das Kapital’in önemli bir kısmında aslolarak kapitalist üretim ilişkilerinde üretilen işçilerin niteliğine vurgu yapılır. Marx, kapitalizmi sadece işçiler kapitalist ilişkiler dâhilinde sömürüldüğü, bu sömürü sermaye üretimine yol açtığı için mahkûm etmez. O, kapitalist üretimin ikinci sonucunu, ikinci ürününü (başkalarının aksine) aklından hiç çıkartmaz. Marx, işçilerin kapitalist üretim ilişkileri eliyle deforme edildiğini hiç unutmaz.

Kapitalizm dâhilinde belirli tipte insan üretilir. Marx’ın ifadesiyle, kapitalist ilişkilerde üretme meselesi, “insanın içini tümden boşaltan, onu tümden yabancılaştıran, kendinde bir amaç olarak insanın tümüyle ebedi bir amaca feda eden” bir süreçtir.[12] O vakit kapitalizmin yarattığı gerçek ihtiyaç, mevcut boşluğu paradan başka neyle doldurabilir? Bizler, hayatımızdaki boşluğu nesnelerle doldururuz, böylelikle tüketim girdabına gireriz. Mal ve sermaye üretimine ek olarak kapitalizm, nesneleri mülk edinmekten ve tüketmekten haz duyan, parçalanmış, lime lime edilmiş bir insan üretir. İnsan, daha fazla şeye ihtiyaç duyar. Özetle tüketimcilik, kapitalizm dâhilinde asla tesadüfî değildir.[13]

İyi ama bunun alternatifi ne? Kapitalizmde işçi, sermayenin büyüme ihtiyacını karşılamak için vardır. Ancak Marx Kapital’de bir alternatiften bahseder. Bu alternatif, işçilerin ihtiyaçları üzerine kuruludur. O, buna “gelişim için işçinin kendi ihtiyaçlarını karşıladığı ters durum” der. Marx’ın Kapital boyunca yaptığı kapitalizm eleştirisinin temel dayanağı, işte bu ters durum anlayışıdır.[14]

Marx’ın anlayışına göre, “gelişim için işçinin kendi ihtiyaçlarına” odaklanmış bir toplum kurmak, kapitalizmin açtığı yolu terse çevirmeyi gerekli kılar. Kapitalist üretimin ana özelliği ve ona has bir yön olan bu bozulma durumuna son vermek zorunludur. Ters durum dâhilinde “kapitalistlerin hazırladığı plan”a tabi olmak yerine üreticilerin kendi planlarına uygun olarak başkalarıyla birlikte çalıştıkları, “kapitalizm dışı, güçlü bir irade”ye tabi olmak gerekmektedir. Bu planda ana itici güç, “gelişim için işçilerin kendi ihtiyaçlarının karşılanması” olacaktır.[15] Böylelikle işçiler, lime lime olmak yerine kendi kapasitelerini geliştirebileceklerdir: “İşçi, diğer işçilerle planlı bir şekilde işbirliği kurduğu noktada bireyselliğinin prangalarından kurtulacak ve kendi türüne ait tüm yetenekleri geliştirebilecektir.”[16] Özetle işçiler, yapma ve düşünme arasındaki ayrıma son vereceklerdir. Marx’a göre bu ayrım (Gotha Programı Eleştirisi’nde tespit ettiği üzere) “bireyi işbölümüne, bunun sonucunda zihinsel ve fiziksel emek arasındaki antiteze kölece teslim eden” bir ayrımdır.[17]

Esasında Marx, kapitalist işbölümüne hararetli bir itiraz gerçekleştirmektedir. Kapital’de ifade ettiği üzere, “devrimci karışıklıkların ana hedefi, kapitalist üretim biçimi ile tümden çatışma içerisinde olan eski işbölümünün ilga edilmesidir.”[18] Buna göre, “gelişim için işçinin kendi ihtiyaçlarını karşıladığı ters durum”da kafa-kol arasındaki ayrıma, üreticilerin kendi emeklerine, üretim araçlarına, kendi emeklerinin ürünlerine ve birbirlerine yabancılaşmalarına son verilir. Esasında burada nesneleri tüketmeye dönük, dinmek bilmeyen açlık için gerekli koşulları üreten kapitalizm koşullarında üretimin tüm özellikleri ortadan kalkar.

Bu da bizi rejim değişikliği pazarlamasının (yani renkli devrimlerin) başarıya ulaştığı koşullara dair sorgulama süreciyle tekrar baş başa bırakır. Potansiyel manada mal olan bir şeyin gerçek bir mala dönüşmek amacıyla o ölümcül sıçramayı gerçekleştirmesi için potansiyel tüketici nezdinde bir kullanım değerine sahip olması gerekir. Peki ama rejim değişikliğini bir kullanım değerine dönüştüren özellikler nelerdir? Pazarlama kampanyaları belirli tohumları ekse de bereketli toprağın varolmasını sağlayan nedir?

Bu pazarlama stratejisi için ana hedef kitlenin gençler olduğunu anımsayalım. O hâlde bu kampanyalar, gençlerin kendi gelişimlerinin kontrolleri dışındaki kimi faktörlerce engellendiğine ya da kısıtlandığına ne ölçüde inandıklarına göre başarılı olacaktır. Bu sınıra ulaştıkları noktada gençler, sahip oldukları beklentiler ve umutlar dairesinde gelişme kaydedemeyeceklerini düşünecekler, böylelikle rejim değişikliğini amaçlayan akıllı bir pazarlama faaliyetine hassas ve açık hâle geleceklerdir.

Bu stratejilerin ne denli akıllı olduğu hususunu küçümsememek gerekir. Bu türden kampanyalar, rejim değişikliği talebiyle başlamayabilirler. Gene Sharp’ın da ifade ettiği üzere, eğer bu hedefe ulaşma konusunda hâlihazırda bir güce sahip değilseniz, “sizin dikkatle hesaplanmış bir stratejiye ihtiyacınız vardır. Bu strateji dâhilinde siz, hedefi bir an bile aklınızdan çıkartmaz, esas olarak direnişi daha sınırlı amaçlara yoğunlaştırırsınız. Eğer halkı nispeten küçük amaçlar doğrultusunda sınırlı bir dizi kampanya üzerinden mobilize edebiliyorsanız, bu hedeflere bir bir ulaşma imkânı bulursunuz. Ardından da direnişteki nüfusun gücü artar ve her bir durum ardından sınırlı hedeflere ulaşılır.” Sharp’ın tavsiyesiyle, “eğer bunu yapabilirseniz diktatörlüğe son verme mücadelesinde (yani rejim değişikliği konusunda) gayet iyi bir duruma gelirsiniz.”[19]

Böylesi bir stratejiye nasıl karşı konulabilir? Baskı bir seçenektir elbette, ama bu seçenek üzerinden insanların rejim değişikliğinin gerekli olduğuna dair kanaati güçlenir. Tüketimcilikle mücadele paradigmasına geri dönmek mümkündür. Bu savaşta başarılı olmak için gerekli olan, problemin köklerine saldırmaktır. Bu, rejim değişikliği pazarlaması konusunda da geçerlidir.

Venezuela’da rejim değişikliği pazarlaması başarılı olmadı. Oligarşiye destek veren, belirli meslekî geçmişleri bulunan gençler, Bolivarcı Devrim’in belirli imtiyazları içeren, yetkilenme ve hak kazanma imkânlarına mani olduğuna inandılar. Oysa genç ve yaşlı, tüm halk kütlesi bu devrimi isteklerinin yerine getirilmesine ilişkin bir vaat olarak görüyordu. Bu vaat, Bolivarcı Anayasa’ya ait bir vaatti. Anayasa “tüm insanî gelişimi güvence altına alıyor”, katılımı ve inisiyatif almayı “bireysel ve kolektif gelişimin sağlanması noktasında gerekli bir yol olarak” kabul ediyordu.[20] Bu vaatler, sadece insanların potansiyellerinin gelişimine izin veren sağlık ve eğitim alanındaki muazzam kazanımlar değil, ayrıca insanların hem kendilerini hem de çevrelerini dönüştürdükleri komünal konseyler gibi yeni kurumlar üzerinden yerine getirildiler. Sonuç olarak bu imtiyazlı gençler tecrit edildiler ve rejim değişikliği pazarlaması Venezuela’da başarıya ulaşamadı.

Venezuela örneği, insanların kendi pratikleri aracılığıyla mevcut potansiyellerini realize etme imkânı veren koşulları yaratmanın önemine işaret etmektedir. Başkan Chávez’in de her daim üzerinde durduğu husus, pratiğin merkezîliği meselesidir. Onun 2007’de Aló Presidente yayınında dile getirdiği üzere, “süreç içerisinde sosyalistlerin de üretilmesi gerekir. Bir devrim, sadece mal ve hizmet üretmez. O aynı zamanda, daha da önemli bir husus olarak, yeni insan, yeni erkekler ve yeni kadınlar üretir. Marx’ın düşüncesi, Bolivarcı Devrim’in en etkili gıdası olmalıdır. […] Yolumuz dâhilinde teori bir silâh, bir araç olarak, pratikle birleşmelidir.”[21]

Tam da pratiğin merkezîliğine vurgu yapması sebebiyle Chávez, Bolivarcı Devrim’in merkezine yeni birer kurum olarak komünal konseylerin yerleştirilmesini sevinçle karşılamıştır. Bunlar, onun tarifiyle, “yeni sosyalist devletin hücreleridir” ve bu hücreler, yeni devleti aşağıdan kurma süreci dâhilinde komünler kurmak için bir araya geleceklerdir. Komünal konseylerden komünlere doğru atılacak adım, ona göre çok önemlidir. Bu sebeple son yaptığı konuşmalardan birinde (2012), “comuna o nada” [“komünsüz biz bir hiçiz”] demiştir.

Pratiğe dönük bu vurgu, işyerlerinde ve topluluklarda katılımın ve inisiyatifin üzerinde durulması Latin Amerika genelinde bir vizyon olarak zuhur eden 21. yüzyıl için sosyalizmin merkezî özelliklerinden birisidir. Örneğin Avrupa Solu Partisi’nin Aralık 2013’te düzenlediği toplantıda konuşan Bolivya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Álvaro García Linera, ısrarla, “solun demokrasi kavramını ayağa kaldırması gerektiği” üzerinde durmuştur: “Demokrasi kavramı neyi ifade etmektedir? Demokrasi pratiktir, kolektif bir eylemdir, o toplumun müşterek alanlarının yönetiminde insanların giderek daha fazla yer almasıdır. Demokrasi, fabrika kapılarını çalmak zorundadır. Halka ait her şeyin, bankaların, şirketlerin, kurumların, kaynakların kapıları demokrasiye açılmalıdır.”[22]

Renkli devrimler ile ilgili tartışmaya geri dönelim. Artık birçok insan savunmaya çekildi ve “sözde demokrasi” deyip duruyor. Ama bu, Fikirler Savaşı. Bu savaş, sadece savunmacı bir tarzda yürütülemez ve o tek taraflı gerçekleşmemelidir. Demokrasi ve pratik anlayışını yeniden kazanmamız lazım. İnsanlar pratikleri, kolektif inisiyatifleri ile işyerlerinde ve toplumda kendilerine yer bularak kendilerini rejim değişikliği pazarlamasına dönük kampanyalara hassas olmaktan çıkmış birer devrimci özneye dönüştürecek şekilde üretebilirler.

En iyi savunma saldırıdır. Bize lazım gelen, sermayenin diktatörlüğüne karşı mücadele etmektir. Renkli devrimlerle gerçek manada mücadele etmek için bizim farklı bir renkte devrime, kızıl bir devrime ihtiyacımız vardır. Unutmayalım ki kızıl, gökkuşağının ana rengidir.

Michael A. Lebowitz
26 Kasım 2015
Kaynak

[Bu makale, 16-17 Ekim 2015 tarihinde Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Altıncı Dünya Sosyalizm Forumu dâhilinde “Renkli Devrim ve Kültürel Hegemonya” başlığıyla düzenlenen konferansa sunulmuştur.]

Dipnotlar:
[1] W.F. Haug, Critique of Commodity Aesthetics (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1986) s. 19.

[2] Eric Pottenger ve Jeff Friesen, “Understanding the 21st Century Global Information War: Protect Your Zeitgeist”, 24 Ocak 2012.

[3] Wikipedia, “Otpor” maddesi.

[4] A.g.e.

[5] A.g.e.

[6] Resistance.

[7] Gene Sharp’la röportaj.

[8] George Ciccariello-Maher, “Einstein Turns in His Grave”, CounterPunch, 16 Nisan 2008.

[9] A.g.e.

[10] George Ciccariello-Maher & Eva Golinger, “Debate on the Albert Einstein Institution and its Involvement in Venezuela”, 5 Ağustos 2008.

[11] George Ciccariello-Maher, “Einstein Turns in His Grave”, a.g.e.

[12] Karl Marx, Grundrisse, (New York: Vintage, 1973), s. 488.

[13] A.g.e., s. 287; Michael A. Lebowitz, Beyond Capital: Marx's Political Economy of the Working Class (New York: Palgrave Macmillan: 2003), s. 32-44.

[14] Karl Marx, Capital, Cilt 1 (New York: Vintage, 1977), s. 772. Bkz.: “The Capitalist Nightmare and the Socialist Dream", Michael A. Lebowitz, The Socialist Imperative: From Gotha to Now içinde (New York: Monthly Review Press, 2015).

[15] Marx, Capital, Cilt 1, s. 450.

[16] A.g.e., s. 447.

[17] Karl Marx, Critique of the Gotha Programme, Marx ve Engels, Selected Works içinde, Cilt 2 (Moskova: Foreign Languages Publishing House, 1962), s. 24.

[18] Marx, Capital, Cilt 1, s. 619.

[19] Gene Sharp’la röportaj, a.g.e.

[20] Michael A. Lebowitz, The Socialist Alternative: Real Human Development (New York: Monthly Review Press, 2010), s. 14-15.

[21] Hugo Chávez, Alo Presidente # 279, 27 Mart 2007. Chávez’in benim “Sosyalizm Gökten Zembille İnmez” isimli çalışmama dair yorumları için bkz.: Michael A. Lebowitz, Build It Now: Socialism for the 21st Century (New York: Monthly Review Press, 2006).

[22] Álvaro García Linera, “A Message to the Left of Europe and the World”, Avrupa Solu Partisi Dördüncü Kongresi’ne hitap, 14 Aralık 2013, Madrid, Çeviren: Marie-Rose Ardiaca, Transform! İçinde (5 Şubat 2014). Bkz.: Michael A, Lebowitz, “Three Perspectives on Democracy”, The Socialist Imperative içinde, a.g.e.

0 Yorum: